Xbox 360 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Xbox 360 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Etiketler: , , , ,

-Sleeping Dogs

40 yorum


Şu sıralar dünya gündeminde önemli bir yere sahip olan Çin neredeyse bütün özellikleri ile insanın ilgisini çekiyor. Getirdiği kısıtlamalar, yaşam biçimi, batı ile olan rekabeti ve özellikle de “çakma” ürünlerinde artan kalite onları ciddi anlamda dünya sahnesinde başrole kadar getirdi sayılır. Hal böyle olunca oyunlarda da kendisine yer bulması uzun sürmedi.

Polisiye filmlerinin en çok sevilen türlerinden bir tanesi gizli polis ya da Amerikalılar’ın dediği gibi “undercover” türüdür. Misal Johny Depp ve Al Pacino’nun oynadığı Donnie Brasco veya Martin Scorsese’nin çekip Matt Demon ve Leonardo DiCaprio’nun oynadığı “The Departed” favorilerim arasındadır.

Bu iki film bizlere gizli ajan olarak çalışan ve kendilerininkinden tamamen zıt bir dünyaya ayak uydurmaya çalışan insanların yaşadıkları iç bunalımı, karakterlerindeki değişimi ve bozulmayı, kendilerine yabancılaşmayı ve en sonunda uçurumun ucunda son karar aşamasında ne yaptıklarını gösterir. Tıpkı Sleeping Dogs gibi.

United Front Games tarafından geliştirilen ve Square Enix’in dağıtımcılığını yaptığı Sleeping Dogs da temelinde aynı konuyu barındırıyor. Yetenekli bir polis memuru olan Wei Shen’in Çin mafyasına sızıp bu kötü tohumu içeriden bitirmeye çalışmasına yardımcı oluyoruz Sleeping Dogs’da. Elbette bu iş iki cümleye sığdıracak kadar kolay olmuyor. O yüzden dilerseniz incelemize geçelim artık.



Büyük Çin’de küçük polis

Hikayeyi az önce de anlattım. Fazla derine inmeden biraz daha açıklamak gerekirse, Shen kız kardeşinin de eskiden takıldığı Çin’deki mafyanın içine sızarak hem büyük patronu ele geçirmeye bir yandan da rakip çetenin işini bitirmeye çalışıyor. Fakat klasik bir gizli görev olarak başlayan bu süreç zamanla farklı ve beklenmedik (en azından Shen için) sonuçlar doğuruyor.

Açık dünya aksiyon oyunu olarak kategorize edilen Sleeping Dogs bu tanıma %100 uyan bir yapıya sahip. Her yerinden aksiyon fışkıran ve geniş bir serbestlik tanıyan oyun bu yönü ile GTA’nın bir kopyası gibi. Lakin yanlış anlaşılmasın, “kopya”dan kastım çalmak veya araklamak değil. Sleeping Dogs her ne kadar genel oyun mekaniği açısından GTA’ya benzese de diğer yönleriyle ondan farklı kılıyor kendisini. Dolayısı ile duruma "yoğun bir esinlenme" olarak bakabiliriz.

Açıkçası genel bir açıklama yapacak olursak Sleeping Dogs'un atmosfer ve tasarım olarak GTA’ya,  oyun mekaniği ve akrobasi açısından Assassin’s Creed’e, dövüş sistemi açısından da Rocksteady’nin Batman oyununa benzediğini söyleyebiliriz. 



Fakat bu benzerlikler sizde Darksiders’ın maruz kaldığı “çakma” etkisini oluşturacağı düşüncesini oluşturmasın, nitekim Sleeping Dogs’u oynarken bu üç oyun aklınıza gelse de, o üç oyun kolay kolay “aklınıza gelmiyor” bilmem anlatabildim mi?

Koş Wei Shen, koş!

Tıpkı başlıktaki gibi oyuna Wei Shen’i koşturarak başlıyoruz. Bu sırada oyun bizlere bazı temel mekanikleri gösterip  bunlara alışmamızı sağlıyor. Bir polis ve bir de Çinli olması Shen’den beklenen Jackie Chen kıvraklığını bizlere sunuyor. Nitkeim Shen oyun boyunca, atlıyor, zıplıyor, tırmanıyor, vs.

Elbette oyun her şeyi sırası ile anlattığı için bazı özellikler ilk başta saçma gelebiliyor. Misal “Space” tuşu ile sprint atarken yine bu tuş ile nesnelerin üzerinden zıplayarak koşunuza kesintisiz devam ediyorsunuz. Lakin sprint atarken önünüzdeki bir nesnenin üzerinden atlamak için doğru zamanda tekrardan “Space” tuşuna basmanız gerekiyor. İşte bana ilk başta burası saçma gelmişti lakin kısa bir süre sonra onunda mantığı olduğunu gördüm.

Sleeping Dogs’da her ne kadar GTA ve AC esintileri bulunsa da onlarda olmayan Batman benzeri bir karakter geliştirme seçeneği bulunuyor. Farklı kategorilere ayrılan bu bölümde Cop, Triad, Melee, Face Advantages ve Health bölümleri mevcut. Bunlar size farklı yönlerde geliştirmeler sağlarken o geliştirmeler de oyunun farklı mekaniklerine etki ediyor.



Fakat bu beş alan tek bir tecrübe puanından beslenmiyor. Cop’daki geliştirmeleri açmak için farklı alanlarda başarılı olmalı, Triad’daki geliştirmeleri açmak için farklı alanlarda başarılı olmalısınız. 

İşte o “space tuşu paradoksu” da burada devreye giriyor. Zaten Space’e basılı tutup koşarken bir de zıplamak için ekstradan space’e basmamızın sebebi “Cop” için alacağınız tecrübe puanını belirlemek. Eğer doğru zamanda space tuşuna basıp başarılı bir şekilde engel üzerinden atlayabilirseniz o zaman Cop XP’niz de artıyor, başarısızı olursanız o zaman Cop XP’niz düşüyor.

Triad’da da benzer durum “çete işleri” yaparken mevcut. Bunu genel olarak dövüşlerde görüyorsunuz ki o bölüm de zaten çoğunlukla dövüş üzerine eğilmiş. Yaptığınız kavgalarda rakiplerinizi kombolarla, karşı saldırılarla veya bitirici vuruşlarla yendikçe Triad XP’niz artıyor ve siz de bu alanda Shen’i geliştirebiliyorsunuz.

Bunun yanında oyunda bir de “Face” sistemi var ki o da genel anlamıyla reputation mantığına giriyor. Face sistemi pek çok şeye etki ediyor. Ara yüzde haritanın solunda kırmızı çubuk ile sağlığınız bulunurken sağında ise sarı çubuk ile Face Meter’ınız bulunuyor. Dövüşlerden görevlere veya kıyafet alımına kadar pek çok noktaya etki eden Face özelliği haritanızdaki sarı renkte bulunan görevleri yaptıkça artıyor. Bu görevler yaşlı teyzenin üç aylığını bankadan çekmekten, dükkanını serseriler saran kasap Cheng amcayı kurtarmaya kadar değişebiliyor. Lakin genel olarak tema aynı; halka yardım et sevgisini ve saygısını topla.

Bunun yanında karakterinize yeni ciciler alırken de Face’in etkisini görebiliyorsunuz. Özellikle takılar alanında bazı mücevherler Face puanınıza veya seviyenize göre size sunuluyor.

Face sisteminin dövüş üzerindeki etkisi de yadsınamaz cinsten. Siz rakiplerinize tekme tokat daldıkça Face meter da yavaş yavaş dolmaya başlıyor, özellikle bitirici vuruşlar yaptığınız zaman coşuyor. Çubuk dolduğunuzda ise iki etki ortaya çıkıyor, birincisi sağlığınız yavaş yavaş yükselmeye başlıyor, ikincisi, düşmanlarınızın sizden gözü korkuyor, dolayısı ile hemen üstünüze atlamıyorlar, hatta bazısı kaçmaya çalışıyor ya da teslim oluyor.




Vur Shen, vur!

Deminden beri “bitirici vuruşlar” dediğimiz noktayı da açıklığa kavuşturmak için biraz da dövüş mekaniğinden bahsedelim dilerseniz.

Sleeping Dogs’un, özellikle üçüncü şahıs aksiyon oyunlarında artık moda olan "basit dövüş mekanikleri ile aksiyon dolu sahneler" temalı bir dövüş sistemi mevcut. Bunun en iyi örneğini Rocksteady’nin Batman oyunlarında görmüştük. İşte burada da oldukça benzer bir yapı var. Dövüş sisteminde sadece iki tuş kullanıyorsunuz; farenizin sol tuşu ve sağ tuşu. Sol tuş saldırı yapmanızı sağlarken sağ tuş ise karşı saldırı geliştirmenize imkan sağlıyor. Karşı saldırı yapacağınız zaman, size düşmanın çevresini kırmızı ile kaplayarak belirtiliyor. Bu anda Shen diğer bir rakibi ile uğraşırken gelen saldırıyı da oldukça güzel şekilde engelleyebiliyor. Saldırı tuşunda ise kombolar ile rakiplerinizi alaşağı edebiliyorsunuz.

Dövüşlerde kullandığımız bir diğer tuş ise “F” tuşu. Bu tuş rakibinizi tutmaya veya -yerdeyse- kaldırmaya ya da yere düşen rakibin işini hazır yerdeyken bitirmenize yarıyor. Bunu yanında tuttuğunuz rakibi Space tuşu ile etraftaki sert bir nesneye doğru sürükleyebiliyorsunuz. Rakibinizi tuttuğunuzda genellikle etraftaki bazı nesnelerin çevresini kırmızı bir çizgi kaplıyor bu sırada rakibinizi o nesnelerden birinse Space’e basılı tutup sürükler veya yanına getirip F tuşuna basarsanız o zaman “Enviromental Kill” yapmış oluyorsunuz ve bu da sizin Triad XP’inizi ekstradan arttırmış oluyor.

Her ne kadar dövüş sistemi Batman’e benzese de aralarında farklar olduğu da şüphesiz. Özellikle Env. Kill kısmı oldukça zevkli ve basit yapılmış. Sürekli aynı şeyleri yapıyor olsanız da bir sonraki savaşta da yine sıkılmadan yapıyorsunuz. öte yandan dövüşlerdeki karakter animasyonları da oldukça göze hitap eder şekilde hazırlanmış.



Bunu yanında polislerle başınız derde girdiğinde sizi yakalamaya çalışan polisleri, “quick time event” mantığı ile space tuşuna basarak, kendi kelepçelerini üzerlerinde kullanabiliyorsunuz. Bu da oldukça hoş bir detay.

Gez Shen, gez!

Sleeping Dogs’un açık bir dünya oyunu olduğunu söyledik, açık dünya oyunu demek de elbette serbestlik anlamına geliyor. Her ne kadar oyun “tutorial” ayağına sizi ilk 20-30 dakika kendisine bağlasa da evinize kavuştuğunuz anda siz oyunun değil, oyun sizin oluyor. Hızdan çok görüntüye önem veren bir motosiklet ile başlıyor ve sokaktan dilediğiniz aracı “ödünç alarak” yolunuza devam edebiliyorsunuz.

Koca şehirde sadece dolaşmıyorsunuz. Her şeyden önce demin bahsettiğim Face görevlerini yapabilirsiniz. Bunun yanında yemek yiyebilir, yeni kıyafet alabilir hatta masaj yaptırabilirsiniz.

Bütün bunların üzerinizde değişik etkileri oluyor. Örneğin enerji içeceği sizin vuruş gücünüzü arttırırken, Çin çayı sağlığınızı artıyor ya da bazı kıyafetler size dövüşlerde benzer avantajlar kazandırıyor. Bu avantajlar kalıcı olmasa da epey bir süre sizinle birlikte oluyor. Üstelik bunların kalıcılık süresini upgrade kısmından da yükseltebiliyorsunuz ancak kendi hallerinde bile sizi epey idare edebiliyorlar. Misal etrafta size sunulan enerji içeceği, upgrade kısmında bunlara hiç yatırım yapmamış bile olsanız, yaklaşık bir 20 dakika geçerliliğini koruyor.



Bunların yanında oyunun saf halinde toplanabilir eşyalar mevcut. Bunlardan bazıları health shrine’ler gibi sizin canınızı tamamlarken bazıları da size yeni eşyalar ve para veriyor.

Etraftan bir şeyler toplamaktan sıkıldığınızda ise gözünüze kestirdiğiniz hoş bir arabayı alarak şehir turuna çıkabiliyorsunuz. Gece gündüz döngüsünde sabahtan akşama kadar gezinti yapıyorsunuz. Elbette bu sırada eğer  Steam üzerinden oynuyorsanız oyun sizi Friend List’inizde bu oyuna sahip diğer kişilerle rekabete de sokuyor. Dolayısı ile bir zaman sonra basit bir araba yolculuğu manyak bir çılgınlığa dönüşebiliyor. Bu rekabetlerde en uzun zıplama, en yüksek sürat, en uzun süre kazasız kullanma, polisten en uzun süre kaçma gibi seçenekler mevcut.

Harita kullanımı oldukça rahat. Zaten oyunun ana görevleri olan Triad ve Cop görevleri size tek bir tuş ile GPS şeklinde harita üzerinden otomatik olarak gösteriliyor. Kendiniz de istediğiniz bir noktayı işaretleyerek oraya GPS açabiliyorsunuz.

Bir Jet Li ol, bir Jackie Chan ol 

Sleeping Dogs tasarım olarak yaşadığınız şehri Çin teması ile oldukça güzel sunan bir oyun. Uzak Doğu’nun vazgeçilmezi gece pazarları, Amerikan sentezi ile bütünleşmiş sosyetik Çin mekanları, mimari yapılar vs. derken zaman zaman algıda eksiklik yaşandığı olsa da çoğunlukla bir Uzak Doğu şehrinde yaşadığınızı hissediyorsunuz. Zaten görevleri yaparken bu duygu size yoğun olarak verilmeye çalışılmış ancak free-ride şeklinde dolaştığınızda da buranın bir Liberty City veya onun Çin mahallesi olmadığını da anlıyorsunuz. Fakat bu konudaki tek sorun etraftaki diğer insanların detaylarındaki sınırlar.

Özellikle GTA V’in en büyük özelliği olarak tanıtılan “Herkes kendi işine gücüne bakacak, etrafta boş boş dolaşmayacaklar” mantığı burada geçerli değil. Sürekli aynı tiplerin yanından geçip gidiyor ve onlardan aynı tepkilere maruz kalıyorsunuz. Her ne kadar beş senelik bir firma olan United’dan da bundan fazlasını şu an için beklemek haksızlık gibi olsa da yine de biraz daha çeşitlilik veya en azından fazla etkileşim olabilirdi.

Müzikler konusunda ise aksine bir durum söz konusu. Daha ana menüden itibaren sizi Uzak Doğu havasına sokan (artık neyse o) müzikler, sahnelere göre artan ya da azalan atmosferi iyice hissettiriyor. Bunun yanında araç radyoları bir Vice City (bence müzikler açısından en iyi GTA’ydı) olmasa da kulağınızın pasını temizlemeye yetiyor. Seslerin ise dövüş sahnelerindeki vuruşlardan, araç çarpışmalarına veya silah seslerinden, karakter seslendirmelerine kadar kaliteli olduğunu söyleyebilirim. Diyaloglar esnasında bazı ufak senkron kaymaları olsa da o kadar göze batmıyorlar.

Dudak mo-cap’leri ve yüz mimikleri oldukça iyi hazırlanmış, oyunun grafiksel yönü demin de belirttiğim çevre tasarımı olarak gayet hoş ve kaliteli. Araç tasarımları ortalamayken NPC’lerin kısıtlı sayıdaki çeşitliliği biraz can sıkıcı olan konu. Lakin hikayede rol alan karakterler gayet hoş tasarlanmış.

Öte yandan oyunun grafiksel sorunları da yok değil. Artık aksiyon oyunlarının vazgeçilmezi olan rag doll fizik sistemi Sleeping Dogs’da da mevcut. Her ne kadar bu sistem dövüş oyunlarında hoş bir görsel sunsa da bazen saçma sapan manzaralar oluşturduğunu hepimiz biliyoruz. Sleeping Dogs’da bu tarz manzaralarla karşılaşacağınızı söylemeye gerek yok zaten benim eleştiri noktam da bu olmayacak ancak zaman zaman, duvar içine girmeler, yere gömülmeler veya başka bir adamın içinden geçip gitmeler de karşılaşacağınız sorunlardan. Oyunun şu an için yüksek çözünürlüklü texture paketi DLC şeklinde ücretsiz olarak emrinize amade fakat bu bile sorunların tümünü ortadan kaldırmıyor. Dolayısı ile kısa zaman içinde bir yama ile karşılaşmamız olası.


Bir Çin hükümdarı

Evet, içerisinde pek çok farklı oyundan öğeler barındırıyor ve evet teknik kısımda, en azından görsellerde bazı eksiklikleri ve hataları var ancak Sleeping Dogs ciddi anlamda “eğlenceli” bir oyun olmuş. 


Hani bazı oyunlar vardır sadece hikayesini öğrenmek için oynarsınız (Darksiders I/II, Max Payne 3, AC 2, Diablo 3) ama bazı oyunlar vardır her boş anınızda açarsınız (GTA, Batman, Saints Row) işte Sleeping Dogs bu ikisinden de biraz almış durumda. Oyunda görevlere bulaşmadan da horoz dövüşüne katılmak, karaoke yapmak, masaj yaptırmak, şehir turu atmak gibi yapabileceğiniz pek çok şey mevcut öte yandan yazının başında belirttiğim gibi “undercover” polislerin o iç çekişmelerindeki hikayeyi ve genel olarak o polisiye macerayı da yaşamak ayrı bir zevk.

Kısacası Sleeping Dogs alınıp oynananacak ve uzun süre sizi mutlu tutacak bir oyun olmuş.

Minimum gereksinimler
  • İşletim sistemi: Windows Vista veya Windows 7
  • İşlemci: Core 2 Duo 2.0 GHz veya Althon X2 2.4 GHz
  • Bellek: 2GB
  • Ekran kartı: DirectX 10 veya 11 uyumlu Nvidia ya da AMD ATI kart, ATI Radeon 3870 veya yükseği, Nvidia GeForce 8800 GT veya yükseği
  • Ekran kartı belleği: 512 MB
  • Hard Disk: 15 GB
Önerilen gereksinimler
  • İşletim sistemi: Windows 7 64-bit
  • İşlemci: Quad-core Intel veya AMD CPU
  • Bellek: 4GB
  • Ekran kartı: DirectX 11 Nvidia veya AMD ATI kart, Nvidia GeForce GTX 560 veya ATI Radeon 6950
  • Ekran kartı belleği: 1 GB
  • Hard Disk: 15 GB

Etiketler: , , ,

-Need For Speed : Most Wanted

12 yorum


Video oyunları seviyorsanız, az çok, pardon kesinlikle, NFS serisini biliyorsunuzdur ve kesinlikle bir oyununu oynamışlığınız vardır. Daha detaylı olarak seriyi takip ediyorsanız da 2005 yılında yapılan ilk Most Wanted oyunundan sonra kendini nasıl bozduğunu bilirsiniz. Oyunlardaki hız hissini kaybettiğimiz gibi yarış hissini de kaybetmeye başlamıştık. Bunla birlikte asıl yeri olan sokaklardan pistlere geçiş yaptık ve seri simülasyon olma yolunda ilerlemeye çalıştı. Bazı inceleme puanları yüksek olsa da ömürleri pek uzun olmadı. Bunun en büyük nedenini de, şahsen Gran Turismo gibi yapımların hayatımıza girmiş olmasını görüyorum.

EA Games’in, NFS serisinin bu kötü gidişatına gönlü el vermemiş olacak ki, seriyi tekrar eski günlerine döndürmek için (aslına bakarsanız satış rakamları düştü ve para kaybetmeye başladı firma) sevilen eski oyunları tekrardan gün yüzüne çıkarmaya başladılar. Bunun ilk örneği Hot Pursuit oldu ve gerçekten çok başarılıydı. İşin içine polis faktörünün tekrardan girmesi ve bize hızı hissettirebilmesi açısından, en iyi NFS oyunlarından olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.




Criterion Game’in, Hot Pursuit’deki başarısı da göz önüne alınırsa yeni NFS oyunun başka bir yapımcıya emanet edilmesi zaten düşünülemezdi. Bununla birlikte yeni oyunun adı Most Wanted olarak duyurulması ile birlikte, serinin eski günlerine döneceği, beklentisi tavan yapmış oldu. Peki, yeni Most Wanted hakkında neler biliyoruz? Gelin birlikte göz atalım.

Hız…


Yeni Most Wanted açıkçası bana Hot Pursuit’u biraz da olsa andırmadı değil. Araç spin attığında çıkan dumana kadar bir benzerlik söz konusu. Ancak dağdan, sokaklara inmemiz oyunun çehresini değiştirmiş ve yarış deneyimini farklılaştıran bir öğe olmayı başarmış. Bununla birlikte açık dünya oynanışa sahip olmamız oyunun bir diğer artısı olarak görülebilir.



Her şeyin yanında, polis faktörünün olması, oyunun zorluk seviyesini arttırmakla kalmamış eğlence kat sayısında da artışa neden olmuş. 2005 yılında çıkan Most Wanted’da da polisler zaman zaman soğuk terler döktürebiliyordu oyuncuya. Bu durum, aynen yeni oyunda da geçerli.

Gelelim grafiklere. Açıkçası ben grafiklerden gayet tatmin oldum. Çevre ve araç tasarımlarını da hesaba katarsak gayet göze hitap eden bir oyun olmuş. Ancak hasar detayları, hala yüzeysel durumda. Kazalardan sonra alınan hasarlar sadece görüntüden ibaret. Oyuna herhangi bir etkisi bulunmuyor.

Yeni NFS oyunları ile hayatımıza gire Autolog, Most Wanted’da da mevcut. Hem singleplayer, hem de multiplayer modunda bütün istatistiklerinizi öğrenebileceğiniz gibi, online olarak diğer oyuncular ile kapışabileceğiz.

Bütün NFS hayranlarını mutlu edecek bir haberim daha var. Kesin olmamakla birlikte, aracımızı derinlemesine modifiye edebileceğiz. Ancak bu durum sadece dedikodudan ibaret. 

Yapım, 30 Ekim 2012’de Kuzey Amerika'da, 1 Kasım 2012'de ise Avrupa'da PC, Xbox 360, PlayStation 3’ün yanı sıra PS Vita, iOS ve Android için piyasaya çıkacak. Ancak, ne kadar da yapım başarılı olsa da, yeni MOH ve WOW oyunları ile yakın tarihlerde piyasaya çıkacak olması, oyunun geleceği açısından beni endişelendirmiyor değil. Sonuç olarak farklı türlerde olsalar da,  Türkiye şartlarında yüksek ücretler vererek oyun alabildiğimizi düşünürsek, oyuncular Most Wanted yerine Madal of Honor almayı tercih edebilirler.  
 
Dip not, oyunu ön sipariş olarak alırsanız, Masarati Granturismo Mc Stradale ve Porche 911 Carrera S’e sahip olabileceksiniz.

Etiketler: , , ,

-Gears of War : Judgment

11 yorum


Uzunca zamandan beridir, Gears of War üçlemesinin öncesini ele alacak yeni bir GeOW üçlemesinin geliştirildiğine dair dedikodular vardı. People Can Fly’ın bu projeyi hazırladığı söyleniyordu. En başta Game Informer’ın kapağında, sonrada E3’teki video ile gerçek açığa çıktı ve Gears of War: Judgment resmi olarak duyuruldu. Bu yazının ilk bilgileri ve ilginç söylentileri kapsadığını belirteyim.

Savaşın başları!

Açıkçası yapımın hikayesi hakkında tam olarak detaylar bilinmiyor; ancak işin içinde tanıdık isimler Damon Baird ve Augustus Cole’un olduğunu, ortada ihanet suçlamasının yer aldığını gayet iyi biliyoruz. Bu sefer hikaye önceki oyunlara göre daha detaylı ve daha derinlemesine olacak. Hikaye daha ön plana çıkacak ve kullanıcıları etkileyecek. Yeni GeOW hakkında yetkililerden de ilginç açıklamalar geldi. Epic Games'ten Cliff B, tekrar oynanabilen oyunların daha iyi oyunlar olduğunu söyleyip, örnek olarak yeni GeOW'u verdi. Dinamik respawn sistemi sayesinde oyuncuların bir bölgeyi tekrar oynadıklarında, aynı şeylerle karşılaşmayacaklarını belirtti.





Yapımda seride ilk defa yer alacak “OverRun” adında bir mod var. Bu modun en önemli özelliği ise seriye sınıf sistemini getirmesi. Medic, Soldier, Engineer ve Scout sınıfları seçiliyor, bu durum aslında COG’lar için geçerli. Her COG karakterinin karşı geldiği sınıf oluyor. Mesela Damon Baird, Engineer olacak. Turret kurabilecek. Bu oyunda ilk defa göreceğimiz Sophia Hendricks, Medic rolünü üstleniyor. Medic'te yenilik olarak yeni bir el bombası var. Ancak bu bomba düşen takım arkadaşlarımızı ayağa kaldırmak için kullanılıyor. Oyunda daha önceden bildiğimiz karşılıklı oynadığımız normal multiplayer modları ise yerini koruyor.

Gears of War: Judgment’ın OverRun moduyla ilgili kullanıcılardan olsun veya editörlerden olsun, ilginç yorumlar geldi. Epic Games’in forumlarında tartışma da yaşandı. Bir kısım OverRun’ın oyunun atmosferine ve yapısına ters düştüğünü savunuyor. Ama karşıt taraftan ise çoğu oyunda artık sınıfların olduğunu ve bu yeniliğin oyunun dinamiğini arttıracağı görüşü var. Artık nasıl olacağını yapım çıktığında göreceğiz.

Fısıltı gazetesi haberleri


Oyunla ilgili ortaya atılan ilginç iddialar ve dedikodular var. Judgment’a GeOW 3’ün yapım aşamasındayken başlandığı söyleniyor. Diğer bir dedikodu ise farklı yönde. Bu dedikodu da Judgment’ın, GeOW 3’ün RAAM’s Shadow DLC’si gibi oyunun öncesini anlatan bir DLC olarak tasarlandığı, sonradan bunun tek başına oyuna dönüştürüldüğü şeklinde.  Söylentiler sadece bunlarla sınırlı değil. GeOW 3’te yer alamayan, kullanılmayan Locust modellerinin bazıları Judgment’ta yer alacak deniliyor.  Bunların sonuç olarak birer söylenti olduğunu belirtelim.

Unreal Engine 3, GeOW 3’te bir takım yeniliklerle birlikte son versiyonuyla kullanılmıştı. Motor üstüne biraz daha ufak eklemeler yapılarak Judgment hazırlanıyor. İlk oyunun neredeyse 15 sene öncesine giden yapım gelecek sene içinde piyasaya sürülecek. Ancak kesin çıkış tarihi halen belli değil. Bu arada People Can Fly X360 için GeOW: Judgment’ı hazırlarken, Epic Games’in ise yeni nesil konsola yeni nesil Gears of War’ı geliştirdiği de söyleniyor. Bakalım önümüzdeki günlerde neler öğrenebileceğiz?

Etiketler: , , ,

-Splinter Cell : Blacklist

10 yorum


Tom Clancy'i artık tanımayanımız yoktur herhalde, yazdığı şahane edebi eserlerle oyun dünyasına "Tom Clancy'nin" başlığını kazandıran kişi kendisi, bugüne kadar yapılmış kırktan fazla oyunda parmağı var. Bu yazıdaki konuysa Tom Clancy'nin başlığı altındaki Splinter Cell serisinin önümüzdeki sene çıkmaya hazırlanan oyunu Tom Clancy's Splinter Cell: Blacklist. Ubisoft Toronto stüdyolarının şefi Jade Raymond'un önderliğinde geliştirilen Splinter Cell: Blacklist bakalım neler içeriyormuş?




Liste bir hayli kabarık

Blacklist serinin bir önceki oyunu Splinter Cell: Conviction'un hemen ardını konu alıyor. Oyunda serinin kahramanı Sam Fisher, Dördüncü Echelon'un (Fourth Echelon) başkanı rolünde ve sadece Birleşik Devletler Başkanı’na rapor veriyor. Dördüncü Echelon'un başlıca görevleri, kendinden bir düşük kademedeki Üçüncü Echelon ve ajanları tarafından yürütülen tüm organizasyonların sona ermesini sağlamak. Dördüncü Echelon'un görevini yürütmekte olduğu sırada on iki ölümcül terörist birleşip "Kara liste" (Blacklist) adı verilen ve Birleşik Devletler'in çıkarlarını hiçe sayan bir oluşum başlatıyorlar. Dördüncü Echelon'un başkanı olarak da Sam'e ve yanındaki arkadaşlarına liste sona ermeden önce bu on iki teröristi yakalamak düşüyor. Ama Sam'e tek başına olmayacağı, eskilerden birisinin daha bu ekipte olacağı bilgisi veriliyor, o da Grim adıyla tanıdığımız Anna.



Yepyeni oyun dinamikleri

Splinter Cell: Blacklist, Conviction'da kullanılan oyun mekanizmaları ile geliştirilse de, Conviction'dan daha farklı oynanış şekline sahip. Çünkü Ubisoft Toronto, Blacklist'e Killing in Motion, Active Sprint, Strategic Mission Interface gibi yenilikler getirmekten kendini alı koymamış. Bunları biraz daha bahsedelim.



Killing in Motion, Sam'in akan zaman içinde tekli veya çoklu hedefleri işaretleyip onlara yaklaştığında öldürücü keskinlikle vuruşlar yapmasına olanak sağlıyor. Active Sprint yani aktif koşu olarak tercüme edebileceğimiz özellik, Sam'e çevreyi bir sıvıymışçasına esnek ve hızlı bir şekilde dolaşma yetisi sağlıyor. Duvarlara tırmanıyor ve bariyerlerden atlıyor, hem de bunları yaparken hedeflerini seçip, bir sonraki hamlesini düşünüyor. Bir diğer özellik Strategic Mission Interface kısaca SMI görev sırasında diğer takım arkadaşlarımızın hakkımızda bilgi almasına olanak sağlıyor. Bunların dışında birçok özellik olsa da henüz hiçbiri açıklanmış değil.



Nefes kesici demo

Splinter Cell: Blacklist geçtiğimiz aylarda düzenlenen E3 2012 oyun fuarında da bir demo ile tanıtılmıştı. Demonun hikayesi ise biraz daha anlattıklarımı açıklayacak seviyedeydi. Oyuna bir terörist kılığına girmiş olarak başlıyorduk, masada yatan bir Amerikan askerinden bilgi almaya çalışan teröristleri hakladıktan sonra ilerliyorduk. Tabii ilerlememiz sırasında da az önce bahsi geçen Killing in Motion ve Active Sprint özelliklerine tanıklık ediyorduk. Demoda gördüğümüz silahlarsa Sam Fisher'a uygun silahlardı, kendimizi zorlayacak bir düşmanla karşı karşıya olmasak da, önceki oyunlarda olduğu gibi düşmanın yanına yaklaştığımızda bize ne yapmamızı istediğimize dair bir seçenek yöneltiyor ve istersek "gürültülü" istersek "sessiz" yoldan işleri halledebiliyorduk. Dördüncü Echelon'un kaptanı olarak istediğimiz anca hava desteğini çağırabiliyorduk. Bu kulağa epey hoş geliyor işte. Atlattığımız düşmanların ardından yakaladığımız bir baş teröristin istediğimiz bilgileri vermemesi ve kendini öldürtmesiyle demo son buluyordu.

Son sözler


Aslında birazdan söyleyeceklerimi Splinter Cell serisini PS2 üzerinde oynamış olanlar daha iyi anımsayacaktır, ama Splinter Cell eski oyunlarında kendi türüne daha yakın yani daha "Stealth" bir oyundu. Adamları öldürmek, onlarla çatışmaya girmek belki de en son seçeneğimizdi. Ama Blacklist'le birlikte oyun neredeyse bir üçüncü şahıs aksiyon oyununa dönmüş gibi. Tabii bizim gördüğümüz kısım sadece demo'dan ibaret. Umarım en "aksiyonlu" kısmı demoya saklamışlardır.

Etiketler: , , , ,

-The Testament of Sherlock Holmes

1 yorum

Geçtiğimiz ayın başlarında Atlus 2012 ile 2013 yılı arasında çıkışını gerçekleştirecek olan, Frogwares firmasının yapımcılığını üstlendiği The Testament of Sherlock Holmes'u duyurmuştu. Ve oyunla ilgili heyecana kapıldıysanız, size güzel haberlerimiz var, yeni ekran görüntüleri hiç fena durmuyor.

The Testament of Sherlock Holmes'te  yepyeni bir oyun motoruyla birlikte, görüntü teknolojisi bir hayli gelişmiş olacak. Su efektleri, suç mahali ve suçlunun bıraktığı izler, herşey bizi suçu çözmenin içine daha fazla itecek. Oyunun bu atmosferi, en derin Sherlock Holmes oyunu olacağının da işaretlerinden biri. Tabii oyunun kontrol mekanizması da konsol oyuncularının zevk alabileceği bir şekilde tasarlanmış durumda. Kısacası, kaliteli bir Sherlock Holmes oyunu olacağını söyleyelim.

The Testament of Sherlock Holmes PS3, Xbox 360 ve PC için önümüzdeki sonbahar çıkışını yapacak.
















































Etiketler: , , , ,

-Watch Dogs

1 yorum


Ben bilgisayar kullanabiliyorum…

Prince of Persia serisine yaptıklarından sonra Ubisoft firması ile bir türlü yıldızlarımız barışmadı. Assassin’s Creed serisini dahi oynarken hep “bir sonraki oyunu rezil ederler mi?” korkusu vardı içimde. Genel olarak film ya da oyunun devam serileri kötü olur. Çok az firma serilerini başarı ile devam ettirmişlerdir. Korkumun nedeni biraz da bu yüzdendi. Bu konuda beni (Prince of Persia dışında) en çok yanıltan firma Ubisoft olduğunu itiraf etmeliyim.

Hepinizin bildiği üzere geçtiğimiz günlerde E3 fuarı düzenlendi ve birçok firma, yeni oyunlarını tanıttı. Bunların arasında en iyilerden biri Ubisoft oldu. Assassin’s Creed, Splinter Cell, Far Cry, Rayman gibi seriler dışında Avangers ve Watch Dogs tanıtıldı. Ancak tümünün içinde en dikkat çekici olanı Watch Dogs'du.

Ya herşeyi tek tuşla kontrol edebilseydik?

Watch Dogs, ilk görücüye çıktığında GTA serisine benzerliği ile dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Açıkçası, birisi bana isim vermeden oyun içi görüntüleri göstermiş olsaydı, " Bu yeni GTA mı? " diye düşünürdüm. 




Ana karakterimizin adı Aiden Pearce. Aiden’ın görünürdeki en büyük özelliği, elinde bulundurduğu teknolojik oyuncaklar ile aklınıza gelebilecek bütün elektronik sistemlere girebiliyor olması. Böylece, tamamiyle açık dünya olarak tasarlanan yaşayan şehrimizde, hayatımız kolaylaşıyor. 

Yapılan sunumda Aiden, telefonları, trafik ışıklarını ve köprü sistemlerini hackleyerek hedefine rahatlıkla ulaşabildiği gibi, yeteneklerini olay yerinden kaçmak için de kullanabiliyor. Trafik ışıklarını değiştirerek küçük çapta kaza yaratabilir ya da çevrenizdeki telefonları hackleyerek tamamen iletişimi felç edebilirsiniz. Bütün bunların yanında oyuncularımızı kullanarak görevler sırasında herhangi birinin telefon konuşmalarına misafir olabildiğiniz gibi, insanların kişisel bilgilerine kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Böylece hedefimiz hakkında daha fazla bilgiye sahip olabilirsiniz. İlerleyen bölümlerde de yeni özellikler emrimize amade olacak ve mevcut özelliklerimizi de geliştirebileceğiz. 



Yapılan ilk röportajlarda Dominic Guay, oyunun tamamiyle  açık dünyada geçeceğini ve aldığımız görevlerin birden fazla başarı ile tamamlama şansımız olduğunu dile getirdi. İstersek, görevleri en vahşi yöntemler ile yapabilirken, daha sakin ve kesin çözümlerde uygulayabileceğiz. Bunu yapabilmemizdeki en büyük  etken özgürlükçü oyun yapısı ve tamamiyle açık harita tasarımları. Watch Dogs, Mafia 2 ve GTA IV gibi emsallerinin izinden gidebilirse, özgürlüğü bize hissettire bilen nadir yapımlar arasına girecektir. Bunun Watch Dogs'a oyuncuların gözünde extra puan kazandıracağına eminim.

Karakterimizin yetenekleri sadece teknolojik aletleri kullanmakla sınırlı değil. Birebir dövüşlerde yeteneklerini kullanmaktan çekinmeyen arkadaşlarımızdan. Ancak yayınlanan videoda görünen yakın temasların, önceden planlanmış görüntüler mi, yoksa bizzat oyuncu tarafından mı yönlendirildiğini bilemiyoruz.




İşlerimizi halletmek için sessiz ve kesin yöntemleri benimsemek yerine, düşmanlarımız ile sıcak temasa girmeyi tercih edersek, sürekli olarak kullanacağımıza kesin gözüyle baktığım siper alma sistemi de oyuna eklenmiş. Tabi girilen çatışmalarda düşmanlarımız en azından yer değiştirmeyi akıl edebiliyor olması, çakılı olarak çatışmayı devam ettiremeyeceğimiz anlamına geliyor. Bu şekilde zorluk çıkaran düşmanlardan kendi adıma umutluyum. Bilgi topla ve ilerle olarak tabir edilen oyunlarda yapay zekanın vasat olması, annelerimizin en sevdiğimiz yemeklerini yerken içinden sinek çıktığında hissettiklerimize benzeyen bir etki yaratacaktır. 

Yves Guillemot sunumunda belirttiği detaylardan biride,  demonun üst düzey donanımlara sahip bilgisayar ile oynanmış olması. Bizimde izlediğimiz kadarıyla da grafikler göze gerçekten hoş görünüyor. Karakter tasarımlarından, çatışma sahnelerine kadar birçok detayda ince işçilik göze çarpıyor. Orta düzey sisteme sahipseniz, ciddi donanım upgradi yapmak zorunda kalabilirsiniz. Yapılan bir diğer açıklama, oyunun tamamiyle yeni grafik motoruyla yapıldığı yönünde. Bununla birlikte, grafik motoru olarak Anvil Engine’in kullanıldığı kesin dille yalanlanmış oldu.  





Gelelim artık her oyuna eklemenin moda olduğu multiplayer moduna. Ancak yapımcılar Watch Dogs'ta bize farklı multiplayer deneyimi yaşatmak istiyor gibi görünüyor.Yapılan açıklama, singleplayer ile multiplayer’ın dinamik olarak birbiri ile bağlantılı olacağı şeklinde. Herhangi bir singleplayer olarak yaptığınız görev sırasında diğer oyuncular ile yollarımız kesişebilecekmiş. Böyle bir deneyimin, biz oyuncular üzerinde nasıl etki bırakacağını az çok tahmin etmek mümkün. Eğer doğru şekilde hazırlanırsa, her görevde çok farklı deneyimler yaşayacağımız aşikar. Tam bir fiyaskoda olabilir. 





Sonuç olarak kişisel endişelerime rağmen güzel bir oyun ile karşı karşıya kalacağımıza eminim. Ubisoft'a bu konuda oyuncu olarak güvenim tam. Watch Dogs, yapılan açıklamaya göre 2013 içerisinde PC, PS3 ve Xbox360 platformları için raflardaki yerini alacak.

Etiketler: , , , ,

-Battlefield 3 : Close Quarters

0 yorum

 DLC’ler artık oyunların değişmez bir parçası haline geldi. Herhangi bir yapım piyasaya sürüldükten sonra DLC paketleriyle destekleniyor. Yeni senaryo, yeni silahlar, haritalar vs… başka birçok öğe bu eklentilerle yapıma ekleniyor. Battlefield 3’e de DLC gelmemesi gibi bir durum olamazdı. Esas konumuz olan Close Quarters, Battlefield 3’ün ikinci indirilebilir içeriği olma özelliğini taşıyor.

Yakın dövüş


Close Quarters oyuna 4 yeni harita, 10 yeni silah, 5 tane Dogtag, 10 tane Assignment ve 2 mod ekliyor. Eklentinin en önemli özelliği ise yakın çatışmalara odaklı olması ki, zaten haritalar bu şekilde normal Battlefied haritalarına göre küçük olarak tasarlanmış. DLC’de Donya Fortress, Operation 925, Scrapmetal ve Ziba Tower haritaları var. Hepsi kapalı mekana sahip ve Battlefield’ın klasik araç kullanma özelliği ise eklentide yok. 



Her haritanın kendine özgü bir tasarımı var. Mesela Ziba Tower isminden de belli olduğu gibi yüksek bir gökdelen. Katları var ve ortasında büyük bir meydana sahip. Diğer haritalar da aynı şekilde kendine has kapalı tasarımları ile dikkat çekiyor. Ama hepsinin belirli bir alanı var ve bu yüzden alışık olduğumuz geniş haritalarda uzak mesafelerden rakibi avlama olayları yaşanmıyor. Bunun yerine yakın çatışmalar hızlı bir şekilde gerçekleşiyor. Yüksek Frag yapabileceğimiz gibi hızlı bir şekilde de ölebiliyoruz. 

DLC’nin yakın çatışmaları oyun mekaniği olarak sunması dışında dikkat çeken diğer kısım ise Conquest Domination ve Gun Master adındaki oyun modları. Aslında bu modların benzerlerine daha önce birçok oyunda rastlamıştık. Gun Master’dayken tabanca ile oyuna başlıyoruz ve adam öldürdükçe daha iyi silahlara sahip oluyoruz. Conquest Domination  için ise aslında Conquest modunun DLC’deki ufak haritalara adapte edilmiş hali diyebiliriz. Savaşılan alanın küçük olması nedeniyle kontrol noktalarını elde tutmak biraz daha zorlu olabiliyor. Amaç rakibin bilet (Ticket) sayısını azaltmak. 



Silah yelpazesi genişliyor

Eklentideki silahlar ise şu şekilde; M5K, SPAS-12, JNG-90, M417, LSAT, L86A2, MTAR-21, ACW-R, SCAR-L ve AUG A3. Tabii ki bu silahlar her ne kadar cezp edici olsa da, assignment’ları da var. Örneklendirecek olursak AUG A3 için kendi takımımızdan 10 kişiyi kurtarmamız ve Assault Rifle ile 30 kişiyi öldürmemiz gerekli. Sadece 40mm LVG gadget’ını açmak için assignment gerekli değil. Close Quarters’da çevresel yıkım biraz daha artmış. Duvarlar ve sütunlar parçalanıyor, etraf birbirine giriyor. Bu aslında Frostbite 2’nin sağladığı imkanlardan biri. Artan yıkımla birlikte aksiyon daha iyi oluyor ve insanı biraz daha havaya sokuyor.

DLC açıkçası yapımcıların daha önce dedikleri gibi istediklerini sunmayı başarıyor. Oyuncuları ufak haritalarda yakın çatışmalara sokuyor. Bu durum klasik oynanışa göre en başta biraz ters gibi dursa da, insan kısa bir süre sonra alışıyor. Battlefield 3’te biraz daha farklı bir tecrübe yaşamak isterseniz, Close Quarters’ı alabilirsiniz. 

Minimum Sistem Gereksinimleri
  • İşletim Sistemi: Windows XP/Vista/7
  • Işlemci: Intel Core 2 Duo @ 2.4 Ghz / AMD Athlon 64 X2 5200+
  • RAM: 2 Gb
  • Disk Alanı: 15 Gb free
  • Video RAM: 512 Mb
  • Ekran Kartı: nVidia GeForce 8800 / ATI Radeon HD 3870
  • Ses Kartı: DirectX Compatible
  • Ağ: Broadband Internet Connection for Online Multiplayer
  • Direct X: 9.0c
Önerilen Sistem Gereksinimleri
  • İşletim Sistemi: Windows 7
  • Işlemci: Intel Core 2 Quad @ 2.5 GHz / AMD Phenom II X4 @ 2.6 GHz
  • RAM: 4 Gb
  • Disk Alanı: 20 Gb free
  • Video RAM: 1 Gb
  • Ekran Kartı: nVidia GeForce GTX 560 / ATI Radeon HD 6950
  • Ses Kartı: DirectX Compatible
  • Ağ: Broadband Internet Connection for Online Multiplayer
  • Direct X: 9.0c

Etiketler: , , ,

-Tom Clancy's Splinter Cell: Conviction

5 yorum


  Değişimler, bazen gereklidir. İyi veya kötü sonuçlar doğurabilir, ama burada sorulması gereken soru, değişime sebep olacak etken nedir? Mecburiyet mi, yoksa daha rahat bir yaşam tarzı benimsenmesi mi? Sam Fisher, buna zorlandı diyebiliriz. Mecbur kaldı. Uzun bir süre boyunca yürüttüğü görevleri ve başarılı kimliği, kendilerine engel olduğunu düşünen gizli kurumlarca yok edilmek istendi. Önce bir trafik kazasında kızını kaybetti, ama bu sıradan bir kaza değildi. Sonrasında ise, yakın arkadaşı Lambert’i öldürmek zorunda kaldı. Double Agent’ta farklı iki kişiliği canlandırmak zorunda olan Sam, aslında her iki kişiliğinde de kendisinin çamura battığını fark edememişti ki, bir suçlu olarak damga yiyip, kaçak hayatı yaşamaya başlayana kadar…

      Double Agent’la farklı bir yapıya adım atan Splinter Cell (SC) serisi, Conviction ile yeni bir çizgi oluşturma peşinde. Oyun ilk kez 2006 yılında İnternet’e sızdırılan bir takım dokümanlar neticesinde ortaya çıkmıştı. Ardından doğrulama haberi gelen yapım için, 2 yıllık bir gelişim süreci öngörüldü. Fakat ne olduysa bundan sonra oldu. Artık bir kaçak hayatı yaşayan, saçı sakalına karışmış yeni Sam Fisher, pek de beğenilmemişti. Radikal bir kararın ardından oyun iptal edildi. Conviction, yeniden yapımına başlanan ilk Splinter Cell oyunu olarak hafızalarda yer edindi. İlk kez E3 2009’da görücüye çıkan Sam, karizmatik yapısıyla yine ayakta olduğunu kanıtlıyor.




       Sam, görev gereği yapması gerekeni yapmış ve köşesine çekilmişti. Fakat onun için hazırlanan tuzak, kısa sürede devreye girdi ve bu işlerin aslını bilen tek kişi, Anna Grimsdóttír’di. Yeni oyunun odak noktasını Sam Fisher oluşturuyor. Ne bir görev, ne de farklı bir isim söz konusu değil. Sam Fisher, kızını kaybetmesinin acısını hâlâ yüreğinde taşıyan bir adam olarak karşımıza çıkıyor. Artık eskisi gibi genç olmasa da, hissettiği tek duygu olan intikam sayesinde halen daha çok güçlü bir adamdır ve 50 yaşını da devirmiştir. 

      Seriyi oynayanlar hatırlayacaklardır, önceki oyunlarda birkaç adam dahi öldürürsek görevimiz başarısızlıkla sonuçlanıyordu. Dolayısıyla sadece belirlenen hedefe yönelmemiz ve istenen belgeleri ele geçirmemiz gerekiyordu. Double Agent’ta biraz daha öldürme inisiyatifi kullanılsa da, Conviction sınır tanımayan tek SC oyunu olacak. Çünkü bu kez herhangi bir görev çabası yok. Sam, her şeyini kaybetmiş bir adam psikolojisiyle saldırgan bir tavır sergileyecek. Kimi zaman silahlarını bir kenara bırakıp, yakın dövüş teknikleriyle de düşmanlarını alt edebilecek. Yapımda, kendini aklamak ve kızının intikamını almak isteyen bir insanın mücadelesi var. Sam, ayrıca mücadelesi sırasında bir duvarda veya asfalt üzerinde, eski bir filmi andırır tarzda çeşitli Flashback’ler görecek ve bunlar da onu daha sinirli bir hale getirmeye yetecek.




          Oyun mekaniğinde tamamıyla değişikliğe gidilmiş. Sessiz sakin koridorlar, karanlık sokaklar, Conviction’da yerini yaşayan bir dünyaya devrediyor. Detaylı iç ve dış mekân tasarımları sayesinde, gerçek bir dünyanın içerisinde yer aldığımız hissine kapılmamız olası. Çevredeki her insanın bir işi var ve hiç biri piyon değil. Yeri gelecek onların arasında saklanarak sıradan bir vatandaş konumunda yet alacağız, yeri gelecek onlara görünmeden gizli işler peşinde koşacağız. Binalardaki çıkıntılara, borulara tırmanabilecek, karanlık bölgelerde saklanarak öldürmek istediğimiz kişileri bekleyebileceğiz.

           Conviction’da insanların kuru kalabalıktan ibaret olmadığını yapay zekâ seviyeleri sayesinde anlayabiliriz. En ufak bir şüpheli hareketimizde tedirgin olabilecekler. Yapımda yer alan “Son hareket” sistemi sayesinde, düşmanlarımızı şaşırtabileceğiz. Şöyle ki, bir merdivenden aşağıya atladık diyelim. Atlayış esnasında Sam’in beyaz bir gölgesi, merdiven başlangıcında kalıyor. Bu sayede düşman güçler, o kısma yönelmeyi deniyor. Biz de bu süre zarfından farklı bir bölgeye geçerek kolayca düşmanlarımızı öldürebiliyoruz. Kapıları açmadan cihazlarımızla içerisini gözleyebiliyor, ses dinleyebiliyor ve karakterlerle aramızdaki mesafeyi hesaplayarak onları öldürebiliyoruz. Üstelik bu öldürme anları, ağır çekim olarak ekranlara yansıyor.




        Üzerinde yer alacağımız haritalara baktığımızda ise, önceki SC’lerde olduğu gibi dinamik çevre koşullarına duyarlı olduğunu görüyoruz. Fakat detaylar bu kez daha da fazla. Yine her nesne kırılıp dökülebiliyor, düşmanlarımıza zarar vermek için bize yardımcı olabiliyor. Fizik motoru konusunda Conviction’ın başarılı bir oyun olması büyük bir ihtimal. Grafikler ise gerçekten kaliteli gözüküyor. Yapımcılar, Conviction’da da Unreal Engine 2’nin geliştirilmiş bir versiyonunu kullanıyor. Hatırlarsanız Ubisoft Montreal, Chaos Theory ile bu motoru yeniden yaratmıştı. Aynı gelişmeler, Conviction için de mevcut. Çevre detayları, ışıklandırmalar ve Sam’in tasarımları gibi başlıca detaylar çok güzel görünüyor. Tüm bu güzelliklere, hiçbir yükleme ekranının olmayacağı gerçeğini de eklediğimizde keyifler daha da artacaktır. 

Etiketler: , , , ,

-Tom Clancy's Ghost Recon: Future Soldier

0 yorum

Ghost Recon Future Soldier (GRFS) ile tanışmam, birkaç sene öncesinde internette gezerken video izlemem sayesinde oldu. Gerçek insanlarla çekilen videoda kullanılan silahlardan, kamuflaj özelliğinden, gelecek-vari teçhizattan oldukça etkilendiğimi itiraf etmeliyim. Uluslararası video oyun fuarlarında gözümden kaçsa da son birkaç ay öncesinde çoklu oyuncu demosu ile bu sefer gerçekten oyunu deneme fırsatına sahip oldum. Son çalışmaların, düzeltmelerin ardından ise Ghost Recon, oyuncuları basitliğe alıştıran diğer shooter oyunlarının yanında göze çarpacak bir yapım olarak yerini alıyor.

Call of Duty ve Battlefield tarzı oyun stilinizle Ghost Recon serisinde çok fazla dayanamayacaksınız, şimdiden belirtelim. Dümdüz koridorlarda önünüze gelene ateş edip, ölüm olup yağdığınız –özellikle CoD- diğer oyunların aksine yoğun miktarda takım oyununa, plan yapmaya dayanan bir oyun Future Soldier. Genellikle çevresini sardığınız düşmanlarınızı adım adım –tek tek- öldürerek, alarmı çaldırmadan ve cesetleri kimseye fark ettirmeden zorlu görevler ile başa çıkmanız gerekecek. Hatta tek bir mermi bile atmadan, sadece saklanarak ilerleyerek tamamlayabileceğiniz görevler karşınıza çıkacak.


Karakter modellemeleri çok başarılı.

Oyunun yoğun miktarda planlama gerektirdiğini söylemiş olmam kafanızda çok yavaş, görevlerle bunaltan bir oyun canlandırmasın. İlk dakikadan aksiyon ile başlayan bir oyun Future Soldier. Pusuya düşürdüğünüz düşman askerlerinin, önce araçlarını havaya uçurup sonra tek tek geriye kalanları öldürüyorsunuz. Patlamalar, bağrışmalar arasında ilk görevinizi gerçekleştiriyorsunuz. Sakince hareket ederek bitireceğiniz görevlerin yanında yoğun çatışmalarla boğuşup, düşman saflarını yara yara ilerledikleriniz de olacak anlayacağınız.

İsminin "Future Soldier" olmasından yola çıkarsak kullanılan teçhizatlarında bu havada olacağını tahmin edebiliriz. Kamuflaj özelliği ağır adımlarla yürürken veya olduğunuz yerde dururken aktif hale gelebiliyor ve arka plan ile bütünleşip düşman askerlerine fark edilmeden geçmenize yarıyor. Warhound ise kocaman bir ağır silah olmasının yanında hareket edebilen bir siper olarak görev yapıyor. Black Ops 2'ye de gelen yeniliklerden biri olan drone'lar ise çok daha işlevsel robotlar. Bu robotlar, yerde giderken etrafındaki düşmanları ve elektronik cihazları bir süreliğine etkisiz hale getirebiliyor; havada kullanıldığında ise düşmanların yerlerini belirleyebiliyor.Belirtmeliyim ki bu özellikler oyuna güzel yedirilmiş; ne sizi yenilmez yapacak kadar güçlüler ne de kullanmayı dahi unutacağınız kadar etkisizler.




Önyargılarını bir kenara bırakıp Splinter Cell Conviction'ı oynayan oyuncular, oyundaki tag'lama –düşmanı seçme- sistemini hatırlayacaklardır. Future Soldier da bu sistemin bir benzerini kullanıyor. Maksimum dört kişiye kadar taglamayı yapabiliyorsunuz ve takım elemanlarınıza direk "şuraya git, emir verdiğimde bu adama ateş et" demek yerine, onlar taglanan adamlara en yakın mesafeye kadar gidiyorlar ve siz ilk mermiyi attıktan hemen sonra belirlediğiniz düşmanlara ateş ediyorlar. Bu taglama olayını dronelar ile de yapabildiğiniz için haritada güvenli bir yere geçip stratejik olarak hamlelerinizi planlayabiliyorsunuz. Takım arkadaşlarınız da oldukça akıllı hareket ediyorlar. Siperlerde kendilerini belli etmeden duruyorlar ve düşmana olabildiğince yaklaşmaya çalışıyorlar. Eğer daha fazla hareket onları ele verecekse siperde kalmayı seçiyorlar. Ghost takımınızın iyi işleyen bir yapay zekaya sahip olduğu kesin fakat çok fazlasını istediğinizde sonuç genellikle hüsran oluyor. Daima takım halinde hareket etmek ve görev paylaşımı yaparak ilerlemek zorundasınız. Aksi halde sayıları sizden çok fazla olan düşmanlar oyununuzu sona erdirebiliyorlar.

Genel olarak grafikler çok güzel. Özellikle Ghost takımının karakterleri oldukça detaylı ve animasyonlarda Motion Capture teknolojisinden faydalanıldığından oldukça rahat, akıcı ve göze batmıyor. Haritaların kimi yerlerindeki eksik kalmış kaplamaların, yeterince önem verilmemiş karakter yüzlerinin yanında; görüntülerin biraz parlak olması ve hala "harika" grafiklere ulaşılmamış olması Future Soldier'ın grafikler açısından eksik yanları.




Daha öncede belirttiğim gibi çoğu görev gizlenerek oynama ve aksiyonla boğuşma arasındaki dengeyi sağlamış durumda. Toplamda yaklaşık on saat süren, sade bir ilerle-bul-kaçır görevi olarak başlayan görevler; içerisine helikopterler, zırhlı araçlar giren hızlı bir heyecana dönüşebiliyor. Hızlı kısımlarda öldürerek hızlı adımlarla ilerlerken, gizliliğin esas olduğu bölümlerde Gears of War benzeri siper alma hayati bir önem taşıyor. Karakteriniz siper alma işinde oldukça becerili öyle ki ister siperler arası geçiş yapın ister arabaların üzerinden kayın, animasyonlar çok yumuşak ve karakterinizin düşmana karşı açıkta kalan bir yeri var mı diye düşünmenize gerek kalmıyor sadece hedefe odaklanabiliyorsunuz.

Oyunun tek kişilik modlardaki kimi eksiklikleri hariç gerçekten başarılı olduğu kesin ve çoklu oyunculu modlarda da bu başarısını devam ettiriyor. Dört kişiye kadar co-op olarak bütün görevleri baştan oynayabiliyorsunuz ve gerçek insanlarla oynamak oynayış tarzınıza direk etki ediyor eğer ekipten biri ölürse oyun sona eriyor.

Dört farklı çoklu oyuncu modu bulunuyor Future Soldier'da. Bunlardan Decoy'da iki takım üç farklı hedefi ele geçirmeye çalışıyor. Adından da tahmin edebileceğiniz gibi bu hedeflerden ikisi yem ve hiç kimse hangilerinin yem olduğunu bilmediğinden işin içine şans ve taktikler giriyor. Call of Duty'nin Search&Destroy moduna benzeyen Siege modunda belirli bir bölgeyi ele geçirmeye veya orayı savunmaya çalışıyoruz. Ölenler yeni tura kadar beklemek zorunda ve tekrar oyuna başlayamıyor.

Genelde harabeye dönmüş şehirlerde çatışıyorsunuz.

Yine Gears of War benzeri Guerilla modunda ise art arda gelen düşman dalgalarına karşı ister bölünmüş ekranda ister online olarak dört kişilik takım halinde savaşabiliyorsunuz. Gunsmith aracılığıyla yapımcının söylediğine göre yirmi milyona yakın farklı kombinasyonlar halinde silahlarınızı oluşturabiliyorsunuz. Tek veya çift kişilik modlara başlamadan önce bu silahları atış sahalarında deneyebiliyorsunuz. Seçeneğin çok olması güzel bir şey olsa da çoğunuz benim gibi uygun gördüğü bir kombinasyona oyun sonuna kadar bağlı kalacak, hiçbirimizin yirmi milyon kombinasyonu deneyecek vakti olduğunu sanmıyorum.

Ghost Recon Future Soldier durmadan gelen benzer shooter oyun deryasında tek kişilik moduyla olmasa da çok kişilik moduyla büyük bir kesime hitap eden bir oyun. Grafikler biraz daha iyileştirilse, konu namına bahsedecek bir şeyler olsa çok daha iyi bir oyun olabilirdi. Gizliliği ve hareketliliği iyi harmanlaması ve diğer yazdıklarımla da oldukça güzel bir oyun olmuş Future Soldier. Farklı bir shooter arıyorsanız, aradığınız yerdesiniz.

Minimum Sistem Gereksinimleri ;
  • İşletim Sistemi : Windows Vista ( Service Pack 2 ) / Windows 7 ( 32-64 Bit )
  • İşlemci : Intel Pentium D 3.0 Ghz / AMD Athlon 64 X2 4400 + 2.2 Ghz veya daha iyisi
  • Ram : 2 Gb
  • Ekran Kartı : Nvidia GeForce 8600 GTS / AMD Radeon HD 4650 veya daha iyisi
  • DirectX : DirectX 11
  • Boş Alan : 25 Gb
Önerilen Sistem Gereksinimleri ;
  • İşletim Sistemi : Windows Vista ( Sevice Pack 2 ) / Windows 7 ( 32-64 Bit )
  • İşlemci : Intel Core2 Quad Q9450 / AMD Phenom II X4 940 veya daha iyisi
  • Ram : 3 Gb
  • Ekran Kartı : Nvidia GeFoce Gtx460 / AMD HD 5850 veya daha iyisi
  • DirectX: DirectX 11
  • Boş Alan : 25 Gb