Etiketler: , , , ,

-Watch Dogs

1 yorum


Ben bilgisayar kullanabiliyorum…

Prince of Persia serisine yaptıklarından sonra Ubisoft firması ile bir türlü yıldızlarımız barışmadı. Assassin’s Creed serisini dahi oynarken hep “bir sonraki oyunu rezil ederler mi?” korkusu vardı içimde. Genel olarak film ya da oyunun devam serileri kötü olur. Çok az firma serilerini başarı ile devam ettirmişlerdir. Korkumun nedeni biraz da bu yüzdendi. Bu konuda beni (Prince of Persia dışında) en çok yanıltan firma Ubisoft olduğunu itiraf etmeliyim.

Hepinizin bildiği üzere geçtiğimiz günlerde E3 fuarı düzenlendi ve birçok firma, yeni oyunlarını tanıttı. Bunların arasında en iyilerden biri Ubisoft oldu. Assassin’s Creed, Splinter Cell, Far Cry, Rayman gibi seriler dışında Avangers ve Watch Dogs tanıtıldı. Ancak tümünün içinde en dikkat çekici olanı Watch Dogs'du.

Ya herşeyi tek tuşla kontrol edebilseydik?

Watch Dogs, ilk görücüye çıktığında GTA serisine benzerliği ile dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Açıkçası, birisi bana isim vermeden oyun içi görüntüleri göstermiş olsaydı, " Bu yeni GTA mı? " diye düşünürdüm. 




Ana karakterimizin adı Aiden Pearce. Aiden’ın görünürdeki en büyük özelliği, elinde bulundurduğu teknolojik oyuncaklar ile aklınıza gelebilecek bütün elektronik sistemlere girebiliyor olması. Böylece, tamamiyle açık dünya olarak tasarlanan yaşayan şehrimizde, hayatımız kolaylaşıyor. 

Yapılan sunumda Aiden, telefonları, trafik ışıklarını ve köprü sistemlerini hackleyerek hedefine rahatlıkla ulaşabildiği gibi, yeteneklerini olay yerinden kaçmak için de kullanabiliyor. Trafik ışıklarını değiştirerek küçük çapta kaza yaratabilir ya da çevrenizdeki telefonları hackleyerek tamamen iletişimi felç edebilirsiniz. Bütün bunların yanında oyuncularımızı kullanarak görevler sırasında herhangi birinin telefon konuşmalarına misafir olabildiğiniz gibi, insanların kişisel bilgilerine kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Böylece hedefimiz hakkında daha fazla bilgiye sahip olabilirsiniz. İlerleyen bölümlerde de yeni özellikler emrimize amade olacak ve mevcut özelliklerimizi de geliştirebileceğiz. 



Yapılan ilk röportajlarda Dominic Guay, oyunun tamamiyle  açık dünyada geçeceğini ve aldığımız görevlerin birden fazla başarı ile tamamlama şansımız olduğunu dile getirdi. İstersek, görevleri en vahşi yöntemler ile yapabilirken, daha sakin ve kesin çözümlerde uygulayabileceğiz. Bunu yapabilmemizdeki en büyük  etken özgürlükçü oyun yapısı ve tamamiyle açık harita tasarımları. Watch Dogs, Mafia 2 ve GTA IV gibi emsallerinin izinden gidebilirse, özgürlüğü bize hissettire bilen nadir yapımlar arasına girecektir. Bunun Watch Dogs'a oyuncuların gözünde extra puan kazandıracağına eminim.

Karakterimizin yetenekleri sadece teknolojik aletleri kullanmakla sınırlı değil. Birebir dövüşlerde yeteneklerini kullanmaktan çekinmeyen arkadaşlarımızdan. Ancak yayınlanan videoda görünen yakın temasların, önceden planlanmış görüntüler mi, yoksa bizzat oyuncu tarafından mı yönlendirildiğini bilemiyoruz.




İşlerimizi halletmek için sessiz ve kesin yöntemleri benimsemek yerine, düşmanlarımız ile sıcak temasa girmeyi tercih edersek, sürekli olarak kullanacağımıza kesin gözüyle baktığım siper alma sistemi de oyuna eklenmiş. Tabi girilen çatışmalarda düşmanlarımız en azından yer değiştirmeyi akıl edebiliyor olması, çakılı olarak çatışmayı devam ettiremeyeceğimiz anlamına geliyor. Bu şekilde zorluk çıkaran düşmanlardan kendi adıma umutluyum. Bilgi topla ve ilerle olarak tabir edilen oyunlarda yapay zekanın vasat olması, annelerimizin en sevdiğimiz yemeklerini yerken içinden sinek çıktığında hissettiklerimize benzeyen bir etki yaratacaktır. 

Yves Guillemot sunumunda belirttiği detaylardan biride,  demonun üst düzey donanımlara sahip bilgisayar ile oynanmış olması. Bizimde izlediğimiz kadarıyla da grafikler göze gerçekten hoş görünüyor. Karakter tasarımlarından, çatışma sahnelerine kadar birçok detayda ince işçilik göze çarpıyor. Orta düzey sisteme sahipseniz, ciddi donanım upgradi yapmak zorunda kalabilirsiniz. Yapılan bir diğer açıklama, oyunun tamamiyle yeni grafik motoruyla yapıldığı yönünde. Bununla birlikte, grafik motoru olarak Anvil Engine’in kullanıldığı kesin dille yalanlanmış oldu.  





Gelelim artık her oyuna eklemenin moda olduğu multiplayer moduna. Ancak yapımcılar Watch Dogs'ta bize farklı multiplayer deneyimi yaşatmak istiyor gibi görünüyor.Yapılan açıklama, singleplayer ile multiplayer’ın dinamik olarak birbiri ile bağlantılı olacağı şeklinde. Herhangi bir singleplayer olarak yaptığınız görev sırasında diğer oyuncular ile yollarımız kesişebilecekmiş. Böyle bir deneyimin, biz oyuncular üzerinde nasıl etki bırakacağını az çok tahmin etmek mümkün. Eğer doğru şekilde hazırlanırsa, her görevde çok farklı deneyimler yaşayacağımız aşikar. Tam bir fiyaskoda olabilir. 





Sonuç olarak kişisel endişelerime rağmen güzel bir oyun ile karşı karşıya kalacağımıza eminim. Ubisoft'a bu konuda oyuncu olarak güvenim tam. Watch Dogs, yapılan açıklamaya göre 2013 içerisinde PC, PS3 ve Xbox360 platformları için raflardaki yerini alacak.

Etiketler: , , ,

-Amazing Alex

1 yorum

Angry Birds'ün yapımcısı Rovio, dört oyunluk Angry Birds serisinin ardından firmanın başka oyunlarla da aynı başarıyı yakalayabileceğini göstermek adına Amazing Alex'i sonunda oyuncularla buluşturdu. Yoksa oyunu oynamaya başladığınız ilk dakikadan itibaren bir şeylerin ters gittiğini, aslında bu oyunu tanıdığınızı mı düşündünüz? Haklısınız. Çünkü Rovio, Casey's Contraptions adında bir oyunun haklarını geçen aylarda satın aldı ve App Store'dan kaldırdı. Ardından ana karakteri ve oyunun adını değiştirip bölüm sayısını artırmaktan başka neredeyse hiçbir değişiklik yapmadan oyunu "Rovio Mobile" etiketiyle oyunculara sundu.

Amazing Alex fizik kuralları üzerine kurulmuş bir bulmaca oyunu. Elle çizilmişi andıran eğlenceli grafiklere sahip oyunda amacınız her bölümdeki yıldızları elinizdeki malzemeleri fizik kuralları doğrultusunda kullanarak toplamak. Rovio, Alex'i sadece bir figür olarak kullanmış ve oyunda herhangi bir hikâye yok. Toplam 100 bölüm bulunuyor ve daha ilk bölümlerden itibaren balon, raf ve bir dizi boruyu bölümdeki yıldızları elde etmek için kullanabiliyorsunuz. Bölümlerde ilerledikçe kullanabileceğiniz malzeme sayısı artıyor ve tıpkı çizgi filmlerdeki gibi kompleks reaksiyon zincirlerini kullanarak, oyunun size oklarla gösterdiği yerlere malzemeleri ulaştırmaya çalışıyorsunuz. Örneğin öncelikle bilardo topunu borularla yıldızlardan birinin üzerine yollayabilir, yan tarafta yükselen balona raflarla yön verip diğer yıldızları toplayabilirsiniz. Veya art arda bir yığın olayı planlamaktansa sadece yer çekimini kullanarak bu yıldızları toplamanız da mümkün. Bölümler arasındaki denge oyunda ilerledikçe bozuluyor ve bazı bölümlerde çok rahat (örneğin bilardo topunu borulardan geçirmek yerine boruların üzerinden zıplatarak) bir şekilde üç yıldızı toplayabilirken bazı bölümlerde sıkılacak, yorulacak ve eğlenmek yerine kendinize işkence yaptığınızı fark edeceksiniz. Çünkü Amazing Alex'te herhangi bir Angry Birds oyununun aksine, bütün yıldızları toplamak veya bütün görevleri yapmak için bir sebep bulamayacaksınız. Ne uzaylılar yumurtalarınızı çaldı ne de domuzlar sizinle uğraşıyor. Tüm olay, canı sıkılan bir çocuğun kendini eğlendirme şeklinin oyunlaştırılmış hali.




Oyun, Türkiye App Store'da 2.5 yıldız gibi bir ortalamayla şimdiye kadar ki en düşük ortalamalı Rovio oyunu olma şerefine de ulaşıyor. Elbette Amazing Alex bölüm oluşturma kitiyle uzayan oyun süresi, sevecen çizgi film grafikleri ve Rovio etiketiyle App Store'da büyük bir çıkış yaptı. Fakat ilk defa, iPhone'umda bir oyunu oynamak için kendimi zorlamam gerekti. Amazing Alex ile, App Store'da onlarca benzeri (ve daha kalitelileri) olan bir oyunun sadece markanın arkasına sığınarak pazarlanmasının bir numaralı örneğini görüyoruz. Gerçekten kaliteli, küçük kaçamaklar halinde eğlenerek oynayabileceğiniz bir oyun olsaydı çok daha yüksek bir not alabilirdi benden Alex. Fakat bu haliyle, vereceğiniz paraya üzüleceğiniz sıkıcı, yoran ve "sıradan" bir oyun.


Etiketler: , ,

-Spec Ops :The Line

0 yorum

Arap Baharı rüzgârının tüm dünyayı etkilediği bu zamanda, Ortadoğu’yu düşünün ve gelecek yıllarda neler olabileceğini hayal etmeye çalışın. Özellikle Ortadoğu’nun cazibe merkezi ve petrol ülkesi olan Dubai’yi gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Alman Yager firması bu konseptten yola çıkarak Spec Ops: The Line’ı tasarlamışlar. Oyun tamamen Dubai’de geçiyor ama bu kez Dubai alışılmış bir petrol şehrinin çok uzağında.

Spec Ops: The Line, gelecek bir zamanda, kum fırtınalarıyla çehresi tamamen değişmiş olan Dubai şehrinde geçiyor. Orta Doğunun bu en gözde şehri, her taraf alabildiğine kum yığını, harap olmuş araçlar ve binalarla dolu farklı bir şehir haline gelmiş. ABD hükümeti için bölgede bulunan Albay John Conrad ve 33. Piyade alayı geri çağrılır. Ancak Albay Conrad sivil halkı koruma ve güvenli bölgelere sevk etme işleriyle meşgul olduğundan emirleri dinlemez.




Bir süre sonra da birliğinden ve kendisinden haber alınamaz. Bunun üzerine Delta Force ekibi üyesi Yüzbaşı Martin ve onun komutasında iki asker olan Çavuş Lugo ve Teğmen Adams Dubai’ye gönderilir. Albay ve 33. Piyade alayını araştırmak bu üç kişilik Delta Force takımının işidir. Dubai’de şehrin hâkimiyetini ele geçirmek isteyen teröristler, görevlerimiz önünde en büyük engel konumundalar. Hikâye bu temel üzerine oturtulmuş. Yapımcılar 1902 yılında yayınlanan Joseph Conrad’ın yazdığı Hearth Of The Darkness romanından etkilendiklerini açıkça ifade ediyorlar. Romandaki olaylar Afrika’da geçerken, Sapec Ops The Line Dubai’de geçiyor.

Albayın Birliği Nerede


Spec Ops The Line, üçüncü şahıs gözüyle oynayabileceğimiz taktik shooter olarak hazırlanmış. Oyunu açtığımızda, yüksek bir tepede güneş vurmuş ters bir Amerikan bayrağını dalgalanırken görüyoruz. Peki, neden bayrak ters asılmış? Amerikan askerleri, girdiği Dubai topraklarında zor durumda kalmışlar ve (Vietnam, Afganistan, Irak) bayrağı ters asarak yardım istediklerini belirtiyorlar.



Spec Ops: The Line'ın  basit bir ara yüzü var. Dört farklı zorluk seviyesinden birini seçerek oynayabileceğiz. Hemen belirteyim normal zorluk seviyesinde bile kan ter içinde kalabiliyoruz. Ana karakter Yüzbaşı Martin’i kontrol ediyoruz. Açılışı helikopter içinde düşman helikopterlini avlayarak yapıyoruz. Yere indiğimizde Dubai’de iki adamımızla birlikte ilerlemeye başlıyoruz. Ekibimizin iki üyesine çeşitli emirler verip, beraber ilerliyoruz. Ancak bu emir verme işi Rainbow Six yapımlarındaki gibi detaylı değil. Seçtiğimiz adamlara ateş et, bomba at gibi emirler verebiliyoruz. Spec Ops The Line, oynanış olarak Gears Of War’ı oldukça anımsatıyor. Oyun dinamiği siper alma, siperden ateş etme ve bomba atma gibi seçeneklerle şekillenmiş durumda.

W + Space tuşu ile hızlı koşup siper alabiliyoruz ve hızlı şekilde siper değiştirebiliyoruz. Silahımızda mermi biterse düşmanlarımıza sol shift tuşuyla hamleler yapabiliyoruz. Bu tuşla yerde yaralı bir askeri öldürebildiğimiz gibi, kapıları da tekmeleyip açabiliyoruz.

Yüzbaşı Martin aynı anda iki farklı silahı yanında taşıyabiliyor. Bunlar; tabanca, pompalı silah, otomatik silahlar, keskin nişancı silahları ve roketatarlar gibi 24 çeşit olarak sunulmuş. Üç farklı bombayı da yanımızda taşıyabileceğiz. Bunlar el bombası, ses bombası ve yakıcı bomba olarak çeşitlendirilmiş. Ayrıca sabit makineli silahları ele geçirip kullanabileceğiz.




Oyun ilk andan itibaren sizi, şiddetli çatışmalarla baş başa bırakıyor. Siper alıp, düşmanları öldürerek ilerleyeceğiz, zaman zaman iplerle aşağıya sarkacağız. Öldürdüğümüz düşmanların silahlarını alabildiğimiz gibi, çevrede bulunan kutulardan mermi ve bombalar toplayabiliyoruz. Kum yığınlarını lehimize çevirme ihtimalimiz var. Örneğin; ilk bölümde karşılaştığımız bir grup düşmanı, tepelerindeki otobüs camına ateş ederek kumların altında bırakabiliyoruz.

Spec Ops The Line’ı birkaç bölüm oynayıp tekdüze sanabilirsiniz. Ancak bu böyle devam etmiyor. Özellikle yedinci bölümden sonra oyunun gidişatı çeşitlenmeye başlıyor. Bilgisayara bağlı havan topu kullanabileceğimiz gibi, rehineleri bize karşı şantaj olarak kullanan düşmanın oyununu bozacağız. Ele geçirdiğimiz tankerlerle ilerleyip, tankere tutunarak bizi engellemeye çalışan düşman askerlerini ve araçlarını yok edeceğiz. Oyundaki duygusal unsurlarda git gide artacak.

Kumların Egemenliği


Spec Ops The Line grafik ve sesler konusunda bir adım öne çıkıyor. Kumların içindeki Dubai o kadar başarılı bir şekilde hazırlanmış ki, insanın ağzı açık kalmaması mümkün değil. Yakıcı güneşin sert rüzgârlar eşliğinde şehre yansıması, modern binaların kum fırtınası sonraki hali ve kullanılamaz duruma gelmiş araçlar şehri özetlememiz için yeterli. Özellikle iç mekânlarda kullanılmış renk paletleri, detaylı eşya modellemeleri, binaların içine süzülen ışık huzmeleri göz alıcı. Bozulmuş cesetler, üzerlerinde uçuşan sinekler ve baskın hava çok güzel yansıtılmış. Dış mekânlar iç mekânlara göre yeteri kadar uğraşılmamış hissi veriyor. Bazı bina kaplamaları, araç modellemeleri çok kaba duruyor. 



Karakter modellemeleri de başarılı bir şekilde hazırlanmış. Yüzbaşı Walker üniforması, cebinde haberleşme cihazı ve ekipmanları ile birlikte kusursuz bir asker görünümünde. Oyun ilerledikçe yırtılan üniformasını, aldığı yaraları, terlediğini ve bitkin halini izleyebileceğiz. Spec Ops The Line’da, Unreal 3 motorunun geliştirilmiş bir versiyonu kullanılmış. Bu kadar güzel işler başaran Unreal 3 motorunu alkışlamadan geçemeyeceğim.

Karakter seslendirmeleri oldukça başarılı yapılmış. Karakterimizin çatışmalar sırasında o heyecanlı sesi, Lugo ve Adams’ın tartışmaları ve esprileri oyuna bambaşka hava katmaya yetiyor.  Spec Ops: The Line'ın soundtrack albümlerini, benim gibi Youtube’da bularak, yeniden dinleyeceğinize eminim. Genelde çatışmalarda hareketli müzikler tercih edilse de, bu çatışma boyunca aynı şekilde devam etmiyor. Müzik dozu bazen yavaşlıyor, bazen tamamen sessiz bir şekilde rüzgârın sesini dinliyoruz.

Bana göre oyunun en başarılı olduğu kısımlardan birisi de, oyuncuya yaşattığı duygusal haller. Napalm türü bombalara maruz kalmış halk yanarak ölmüş. Etrafta onlarca cansız insan görüyoruz. Hele annesinin kucağında ölmüş bir çocuk görmek insanı derinden etkiliyor. Üstelik atılan bu yakıcı bombaları görmesin diye, annesi çocuğun gözlerini kapatmış ve oturdukları konumda can vermişler. Tabi bu trajik görüntü karşısında Walker ve adamları kahroluyor. Oyun, karakterimizi yavaşlatarak, bu duygusal anları bize başarılı bir şekilde aktarıyor.




Sen de kadı kızı değilmişsin


Gelelim oyunun eksik taraflarına; Yapay zekâ konusunda birkaç olumsuz örnekle karşılaşıyoruz. Sıcak çatışmaların yaşandığı sırada, bazı düşman askerleri siper almaksızın ateş ediyor. Hele kurşunlardan bir adım sağa sola kaçmaları insanı şaşırtıyor. Bazılarının dibine kadar sokulsanız da, tepki vermekte oldukça gecikiyorlar. Bazıları şuursuzca üzerinize doğru geliyorlar. Ancak bu demek değil ki hepsi böyle hareket ediyor. Dış mekânlardaki çevre kaplamalarına yazının üst kısmında değinmiştim. Bazen siper aldığımızda kamera bize o kadar zoom yapıyor ki, yanımıza yaklaşan düşman askerlerini göremiyoruz. Takımımızda bulunan askerlere verebildiğimiz emirler çok kısıtlı demiştim. Yapımcılar bu iş üzerinde biraz daha dursalardı Spec Ops The Line daha da öne çıkabilirdi.

Multiplayer


Spec Ops The Line’da klasik ve takım bazlı deathmatch’ler, rally point ve buried modları mevcut. İki ana grup ve bunların altında dört sınıf bulunuyor. Bu modları ve haritaları istediğiniz gibi özelleştirebiliyorsunuz. Oyunda co-op modu bulunmuyor ama indirilebilir içeriklerle bu moda sahip olabileceğiz.

Spec Ops The Line bu yaz günlerinde eğlenmemiz için oldukça tatminkâr gözüküyor. Hele ki, Dubai gibi bir petrol şehrinin kum fırtınalarıyla çöl şehir haline gelmesi ve burada ki sıcak çatışmalar bizi içine çekip hapsedecek.



En Düşük Sistem Gereksinimleri:

  • İşletim Sistemi: Windows XP SP3
  • İşlemci: Intel Core 2 Duo @ 2GHz / AMD Athlon 64 X2 eşdeğeri
  • Bellek: 2 GB RAM
  • Hard Disk: 6 GB boş yer
  • Video belleği: 256 MB
  • Ekran Kartı: NVIDIA GeForce 7900 GS/ ATI Radeon HD 2600XT
  • Ses Kartı: DirectX uyumlu 
Önerilen Sistem Gereksinimleri:

  • İşletim Sistemi: Windows Vista/7
  • Processor: 2.4 GHz dört çekirdekli
  • Bellek: 3 GB RAM
  • Hard Disk: 10 GB boş yer
  • Video belleği: 512+ MB
  • Ekran Kartı: NVIDIA GeForce 9800 GTX/ATI Radeon HD 4850
  • Ses Kartı: DirectX uyumlu

Etiketler: , , , ,

-Battlefield 3 : Close Quarters

0 yorum

 DLC’ler artık oyunların değişmez bir parçası haline geldi. Herhangi bir yapım piyasaya sürüldükten sonra DLC paketleriyle destekleniyor. Yeni senaryo, yeni silahlar, haritalar vs… başka birçok öğe bu eklentilerle yapıma ekleniyor. Battlefield 3’e de DLC gelmemesi gibi bir durum olamazdı. Esas konumuz olan Close Quarters, Battlefield 3’ün ikinci indirilebilir içeriği olma özelliğini taşıyor.

Yakın dövüş


Close Quarters oyuna 4 yeni harita, 10 yeni silah, 5 tane Dogtag, 10 tane Assignment ve 2 mod ekliyor. Eklentinin en önemli özelliği ise yakın çatışmalara odaklı olması ki, zaten haritalar bu şekilde normal Battlefied haritalarına göre küçük olarak tasarlanmış. DLC’de Donya Fortress, Operation 925, Scrapmetal ve Ziba Tower haritaları var. Hepsi kapalı mekana sahip ve Battlefield’ın klasik araç kullanma özelliği ise eklentide yok. 



Her haritanın kendine özgü bir tasarımı var. Mesela Ziba Tower isminden de belli olduğu gibi yüksek bir gökdelen. Katları var ve ortasında büyük bir meydana sahip. Diğer haritalar da aynı şekilde kendine has kapalı tasarımları ile dikkat çekiyor. Ama hepsinin belirli bir alanı var ve bu yüzden alışık olduğumuz geniş haritalarda uzak mesafelerden rakibi avlama olayları yaşanmıyor. Bunun yerine yakın çatışmalar hızlı bir şekilde gerçekleşiyor. Yüksek Frag yapabileceğimiz gibi hızlı bir şekilde de ölebiliyoruz. 

DLC’nin yakın çatışmaları oyun mekaniği olarak sunması dışında dikkat çeken diğer kısım ise Conquest Domination ve Gun Master adındaki oyun modları. Aslında bu modların benzerlerine daha önce birçok oyunda rastlamıştık. Gun Master’dayken tabanca ile oyuna başlıyoruz ve adam öldürdükçe daha iyi silahlara sahip oluyoruz. Conquest Domination  için ise aslında Conquest modunun DLC’deki ufak haritalara adapte edilmiş hali diyebiliriz. Savaşılan alanın küçük olması nedeniyle kontrol noktalarını elde tutmak biraz daha zorlu olabiliyor. Amaç rakibin bilet (Ticket) sayısını azaltmak. 



Silah yelpazesi genişliyor

Eklentideki silahlar ise şu şekilde; M5K, SPAS-12, JNG-90, M417, LSAT, L86A2, MTAR-21, ACW-R, SCAR-L ve AUG A3. Tabii ki bu silahlar her ne kadar cezp edici olsa da, assignment’ları da var. Örneklendirecek olursak AUG A3 için kendi takımımızdan 10 kişiyi kurtarmamız ve Assault Rifle ile 30 kişiyi öldürmemiz gerekli. Sadece 40mm LVG gadget’ını açmak için assignment gerekli değil. Close Quarters’da çevresel yıkım biraz daha artmış. Duvarlar ve sütunlar parçalanıyor, etraf birbirine giriyor. Bu aslında Frostbite 2’nin sağladığı imkanlardan biri. Artan yıkımla birlikte aksiyon daha iyi oluyor ve insanı biraz daha havaya sokuyor.

DLC açıkçası yapımcıların daha önce dedikleri gibi istediklerini sunmayı başarıyor. Oyuncuları ufak haritalarda yakın çatışmalara sokuyor. Bu durum klasik oynanışa göre en başta biraz ters gibi dursa da, insan kısa bir süre sonra alışıyor. Battlefield 3’te biraz daha farklı bir tecrübe yaşamak isterseniz, Close Quarters’ı alabilirsiniz. 

Minimum Sistem Gereksinimleri
  • İşletim Sistemi: Windows XP/Vista/7
  • Işlemci: Intel Core 2 Duo @ 2.4 Ghz / AMD Athlon 64 X2 5200+
  • RAM: 2 Gb
  • Disk Alanı: 15 Gb free
  • Video RAM: 512 Mb
  • Ekran Kartı: nVidia GeForce 8800 / ATI Radeon HD 3870
  • Ses Kartı: DirectX Compatible
  • Ağ: Broadband Internet Connection for Online Multiplayer
  • Direct X: 9.0c
Önerilen Sistem Gereksinimleri
  • İşletim Sistemi: Windows 7
  • Işlemci: Intel Core 2 Quad @ 2.5 GHz / AMD Phenom II X4 @ 2.6 GHz
  • RAM: 4 Gb
  • Disk Alanı: 20 Gb free
  • Video RAM: 1 Gb
  • Ekran Kartı: nVidia GeForce GTX 560 / ATI Radeon HD 6950
  • Ses Kartı: DirectX Compatible
  • Ağ: Broadband Internet Connection for Online Multiplayer
  • Direct X: 9.0c

Etiketler: , , ,

-Tom Clancy's Splinter Cell: Conviction

5 yorum


  Değişimler, bazen gereklidir. İyi veya kötü sonuçlar doğurabilir, ama burada sorulması gereken soru, değişime sebep olacak etken nedir? Mecburiyet mi, yoksa daha rahat bir yaşam tarzı benimsenmesi mi? Sam Fisher, buna zorlandı diyebiliriz. Mecbur kaldı. Uzun bir süre boyunca yürüttüğü görevleri ve başarılı kimliği, kendilerine engel olduğunu düşünen gizli kurumlarca yok edilmek istendi. Önce bir trafik kazasında kızını kaybetti, ama bu sıradan bir kaza değildi. Sonrasında ise, yakın arkadaşı Lambert’i öldürmek zorunda kaldı. Double Agent’ta farklı iki kişiliği canlandırmak zorunda olan Sam, aslında her iki kişiliğinde de kendisinin çamura battığını fark edememişti ki, bir suçlu olarak damga yiyip, kaçak hayatı yaşamaya başlayana kadar…

      Double Agent’la farklı bir yapıya adım atan Splinter Cell (SC) serisi, Conviction ile yeni bir çizgi oluşturma peşinde. Oyun ilk kez 2006 yılında İnternet’e sızdırılan bir takım dokümanlar neticesinde ortaya çıkmıştı. Ardından doğrulama haberi gelen yapım için, 2 yıllık bir gelişim süreci öngörüldü. Fakat ne olduysa bundan sonra oldu. Artık bir kaçak hayatı yaşayan, saçı sakalına karışmış yeni Sam Fisher, pek de beğenilmemişti. Radikal bir kararın ardından oyun iptal edildi. Conviction, yeniden yapımına başlanan ilk Splinter Cell oyunu olarak hafızalarda yer edindi. İlk kez E3 2009’da görücüye çıkan Sam, karizmatik yapısıyla yine ayakta olduğunu kanıtlıyor.




       Sam, görev gereği yapması gerekeni yapmış ve köşesine çekilmişti. Fakat onun için hazırlanan tuzak, kısa sürede devreye girdi ve bu işlerin aslını bilen tek kişi, Anna Grimsdóttír’di. Yeni oyunun odak noktasını Sam Fisher oluşturuyor. Ne bir görev, ne de farklı bir isim söz konusu değil. Sam Fisher, kızını kaybetmesinin acısını hâlâ yüreğinde taşıyan bir adam olarak karşımıza çıkıyor. Artık eskisi gibi genç olmasa da, hissettiği tek duygu olan intikam sayesinde halen daha çok güçlü bir adamdır ve 50 yaşını da devirmiştir. 

      Seriyi oynayanlar hatırlayacaklardır, önceki oyunlarda birkaç adam dahi öldürürsek görevimiz başarısızlıkla sonuçlanıyordu. Dolayısıyla sadece belirlenen hedefe yönelmemiz ve istenen belgeleri ele geçirmemiz gerekiyordu. Double Agent’ta biraz daha öldürme inisiyatifi kullanılsa da, Conviction sınır tanımayan tek SC oyunu olacak. Çünkü bu kez herhangi bir görev çabası yok. Sam, her şeyini kaybetmiş bir adam psikolojisiyle saldırgan bir tavır sergileyecek. Kimi zaman silahlarını bir kenara bırakıp, yakın dövüş teknikleriyle de düşmanlarını alt edebilecek. Yapımda, kendini aklamak ve kızının intikamını almak isteyen bir insanın mücadelesi var. Sam, ayrıca mücadelesi sırasında bir duvarda veya asfalt üzerinde, eski bir filmi andırır tarzda çeşitli Flashback’ler görecek ve bunlar da onu daha sinirli bir hale getirmeye yetecek.




          Oyun mekaniğinde tamamıyla değişikliğe gidilmiş. Sessiz sakin koridorlar, karanlık sokaklar, Conviction’da yerini yaşayan bir dünyaya devrediyor. Detaylı iç ve dış mekân tasarımları sayesinde, gerçek bir dünyanın içerisinde yer aldığımız hissine kapılmamız olası. Çevredeki her insanın bir işi var ve hiç biri piyon değil. Yeri gelecek onların arasında saklanarak sıradan bir vatandaş konumunda yet alacağız, yeri gelecek onlara görünmeden gizli işler peşinde koşacağız. Binalardaki çıkıntılara, borulara tırmanabilecek, karanlık bölgelerde saklanarak öldürmek istediğimiz kişileri bekleyebileceğiz.

           Conviction’da insanların kuru kalabalıktan ibaret olmadığını yapay zekâ seviyeleri sayesinde anlayabiliriz. En ufak bir şüpheli hareketimizde tedirgin olabilecekler. Yapımda yer alan “Son hareket” sistemi sayesinde, düşmanlarımızı şaşırtabileceğiz. Şöyle ki, bir merdivenden aşağıya atladık diyelim. Atlayış esnasında Sam’in beyaz bir gölgesi, merdiven başlangıcında kalıyor. Bu sayede düşman güçler, o kısma yönelmeyi deniyor. Biz de bu süre zarfından farklı bir bölgeye geçerek kolayca düşmanlarımızı öldürebiliyoruz. Kapıları açmadan cihazlarımızla içerisini gözleyebiliyor, ses dinleyebiliyor ve karakterlerle aramızdaki mesafeyi hesaplayarak onları öldürebiliyoruz. Üstelik bu öldürme anları, ağır çekim olarak ekranlara yansıyor.




        Üzerinde yer alacağımız haritalara baktığımızda ise, önceki SC’lerde olduğu gibi dinamik çevre koşullarına duyarlı olduğunu görüyoruz. Fakat detaylar bu kez daha da fazla. Yine her nesne kırılıp dökülebiliyor, düşmanlarımıza zarar vermek için bize yardımcı olabiliyor. Fizik motoru konusunda Conviction’ın başarılı bir oyun olması büyük bir ihtimal. Grafikler ise gerçekten kaliteli gözüküyor. Yapımcılar, Conviction’da da Unreal Engine 2’nin geliştirilmiş bir versiyonunu kullanıyor. Hatırlarsanız Ubisoft Montreal, Chaos Theory ile bu motoru yeniden yaratmıştı. Aynı gelişmeler, Conviction için de mevcut. Çevre detayları, ışıklandırmalar ve Sam’in tasarımları gibi başlıca detaylar çok güzel görünüyor. Tüm bu güzelliklere, hiçbir yükleme ekranının olmayacağı gerçeğini de eklediğimizde keyifler daha da artacaktır. 

Etiketler: , , , ,

-Tom Clancy's Ghost Recon: Future Soldier

0 yorum

Ghost Recon Future Soldier (GRFS) ile tanışmam, birkaç sene öncesinde internette gezerken video izlemem sayesinde oldu. Gerçek insanlarla çekilen videoda kullanılan silahlardan, kamuflaj özelliğinden, gelecek-vari teçhizattan oldukça etkilendiğimi itiraf etmeliyim. Uluslararası video oyun fuarlarında gözümden kaçsa da son birkaç ay öncesinde çoklu oyuncu demosu ile bu sefer gerçekten oyunu deneme fırsatına sahip oldum. Son çalışmaların, düzeltmelerin ardından ise Ghost Recon, oyuncuları basitliğe alıştıran diğer shooter oyunlarının yanında göze çarpacak bir yapım olarak yerini alıyor.

Call of Duty ve Battlefield tarzı oyun stilinizle Ghost Recon serisinde çok fazla dayanamayacaksınız, şimdiden belirtelim. Dümdüz koridorlarda önünüze gelene ateş edip, ölüm olup yağdığınız –özellikle CoD- diğer oyunların aksine yoğun miktarda takım oyununa, plan yapmaya dayanan bir oyun Future Soldier. Genellikle çevresini sardığınız düşmanlarınızı adım adım –tek tek- öldürerek, alarmı çaldırmadan ve cesetleri kimseye fark ettirmeden zorlu görevler ile başa çıkmanız gerekecek. Hatta tek bir mermi bile atmadan, sadece saklanarak ilerleyerek tamamlayabileceğiniz görevler karşınıza çıkacak.


Karakter modellemeleri çok başarılı.

Oyunun yoğun miktarda planlama gerektirdiğini söylemiş olmam kafanızda çok yavaş, görevlerle bunaltan bir oyun canlandırmasın. İlk dakikadan aksiyon ile başlayan bir oyun Future Soldier. Pusuya düşürdüğünüz düşman askerlerinin, önce araçlarını havaya uçurup sonra tek tek geriye kalanları öldürüyorsunuz. Patlamalar, bağrışmalar arasında ilk görevinizi gerçekleştiriyorsunuz. Sakince hareket ederek bitireceğiniz görevlerin yanında yoğun çatışmalarla boğuşup, düşman saflarını yara yara ilerledikleriniz de olacak anlayacağınız.

İsminin "Future Soldier" olmasından yola çıkarsak kullanılan teçhizatlarında bu havada olacağını tahmin edebiliriz. Kamuflaj özelliği ağır adımlarla yürürken veya olduğunuz yerde dururken aktif hale gelebiliyor ve arka plan ile bütünleşip düşman askerlerine fark edilmeden geçmenize yarıyor. Warhound ise kocaman bir ağır silah olmasının yanında hareket edebilen bir siper olarak görev yapıyor. Black Ops 2'ye de gelen yeniliklerden biri olan drone'lar ise çok daha işlevsel robotlar. Bu robotlar, yerde giderken etrafındaki düşmanları ve elektronik cihazları bir süreliğine etkisiz hale getirebiliyor; havada kullanıldığında ise düşmanların yerlerini belirleyebiliyor.Belirtmeliyim ki bu özellikler oyuna güzel yedirilmiş; ne sizi yenilmez yapacak kadar güçlüler ne de kullanmayı dahi unutacağınız kadar etkisizler.




Önyargılarını bir kenara bırakıp Splinter Cell Conviction'ı oynayan oyuncular, oyundaki tag'lama –düşmanı seçme- sistemini hatırlayacaklardır. Future Soldier da bu sistemin bir benzerini kullanıyor. Maksimum dört kişiye kadar taglamayı yapabiliyorsunuz ve takım elemanlarınıza direk "şuraya git, emir verdiğimde bu adama ateş et" demek yerine, onlar taglanan adamlara en yakın mesafeye kadar gidiyorlar ve siz ilk mermiyi attıktan hemen sonra belirlediğiniz düşmanlara ateş ediyorlar. Bu taglama olayını dronelar ile de yapabildiğiniz için haritada güvenli bir yere geçip stratejik olarak hamlelerinizi planlayabiliyorsunuz. Takım arkadaşlarınız da oldukça akıllı hareket ediyorlar. Siperlerde kendilerini belli etmeden duruyorlar ve düşmana olabildiğince yaklaşmaya çalışıyorlar. Eğer daha fazla hareket onları ele verecekse siperde kalmayı seçiyorlar. Ghost takımınızın iyi işleyen bir yapay zekaya sahip olduğu kesin fakat çok fazlasını istediğinizde sonuç genellikle hüsran oluyor. Daima takım halinde hareket etmek ve görev paylaşımı yaparak ilerlemek zorundasınız. Aksi halde sayıları sizden çok fazla olan düşmanlar oyununuzu sona erdirebiliyorlar.

Genel olarak grafikler çok güzel. Özellikle Ghost takımının karakterleri oldukça detaylı ve animasyonlarda Motion Capture teknolojisinden faydalanıldığından oldukça rahat, akıcı ve göze batmıyor. Haritaların kimi yerlerindeki eksik kalmış kaplamaların, yeterince önem verilmemiş karakter yüzlerinin yanında; görüntülerin biraz parlak olması ve hala "harika" grafiklere ulaşılmamış olması Future Soldier'ın grafikler açısından eksik yanları.




Daha öncede belirttiğim gibi çoğu görev gizlenerek oynama ve aksiyonla boğuşma arasındaki dengeyi sağlamış durumda. Toplamda yaklaşık on saat süren, sade bir ilerle-bul-kaçır görevi olarak başlayan görevler; içerisine helikopterler, zırhlı araçlar giren hızlı bir heyecana dönüşebiliyor. Hızlı kısımlarda öldürerek hızlı adımlarla ilerlerken, gizliliğin esas olduğu bölümlerde Gears of War benzeri siper alma hayati bir önem taşıyor. Karakteriniz siper alma işinde oldukça becerili öyle ki ister siperler arası geçiş yapın ister arabaların üzerinden kayın, animasyonlar çok yumuşak ve karakterinizin düşmana karşı açıkta kalan bir yeri var mı diye düşünmenize gerek kalmıyor sadece hedefe odaklanabiliyorsunuz.

Oyunun tek kişilik modlardaki kimi eksiklikleri hariç gerçekten başarılı olduğu kesin ve çoklu oyunculu modlarda da bu başarısını devam ettiriyor. Dört kişiye kadar co-op olarak bütün görevleri baştan oynayabiliyorsunuz ve gerçek insanlarla oynamak oynayış tarzınıza direk etki ediyor eğer ekipten biri ölürse oyun sona eriyor.

Dört farklı çoklu oyuncu modu bulunuyor Future Soldier'da. Bunlardan Decoy'da iki takım üç farklı hedefi ele geçirmeye çalışıyor. Adından da tahmin edebileceğiniz gibi bu hedeflerden ikisi yem ve hiç kimse hangilerinin yem olduğunu bilmediğinden işin içine şans ve taktikler giriyor. Call of Duty'nin Search&Destroy moduna benzeyen Siege modunda belirli bir bölgeyi ele geçirmeye veya orayı savunmaya çalışıyoruz. Ölenler yeni tura kadar beklemek zorunda ve tekrar oyuna başlayamıyor.

Genelde harabeye dönmüş şehirlerde çatışıyorsunuz.

Yine Gears of War benzeri Guerilla modunda ise art arda gelen düşman dalgalarına karşı ister bölünmüş ekranda ister online olarak dört kişilik takım halinde savaşabiliyorsunuz. Gunsmith aracılığıyla yapımcının söylediğine göre yirmi milyona yakın farklı kombinasyonlar halinde silahlarınızı oluşturabiliyorsunuz. Tek veya çift kişilik modlara başlamadan önce bu silahları atış sahalarında deneyebiliyorsunuz. Seçeneğin çok olması güzel bir şey olsa da çoğunuz benim gibi uygun gördüğü bir kombinasyona oyun sonuna kadar bağlı kalacak, hiçbirimizin yirmi milyon kombinasyonu deneyecek vakti olduğunu sanmıyorum.

Ghost Recon Future Soldier durmadan gelen benzer shooter oyun deryasında tek kişilik moduyla olmasa da çok kişilik moduyla büyük bir kesime hitap eden bir oyun. Grafikler biraz daha iyileştirilse, konu namına bahsedecek bir şeyler olsa çok daha iyi bir oyun olabilirdi. Gizliliği ve hareketliliği iyi harmanlaması ve diğer yazdıklarımla da oldukça güzel bir oyun olmuş Future Soldier. Farklı bir shooter arıyorsanız, aradığınız yerdesiniz.

Minimum Sistem Gereksinimleri ;
  • İşletim Sistemi : Windows Vista ( Service Pack 2 ) / Windows 7 ( 32-64 Bit )
  • İşlemci : Intel Pentium D 3.0 Ghz / AMD Athlon 64 X2 4400 + 2.2 Ghz veya daha iyisi
  • Ram : 2 Gb
  • Ekran Kartı : Nvidia GeForce 8600 GTS / AMD Radeon HD 4650 veya daha iyisi
  • DirectX : DirectX 11
  • Boş Alan : 25 Gb
Önerilen Sistem Gereksinimleri ;
  • İşletim Sistemi : Windows Vista ( Sevice Pack 2 ) / Windows 7 ( 32-64 Bit )
  • İşlemci : Intel Core2 Quad Q9450 / AMD Phenom II X4 940 veya daha iyisi
  • Ram : 3 Gb
  • Ekran Kartı : Nvidia GeFoce Gtx460 / AMD HD 5850 veya daha iyisi
  • DirectX: DirectX 11
  • Boş Alan : 25 Gb