Etiketler: , , , , ,

-Call of Duty: Modern Warfare 3

5 yorum


“Zakhaev... İşte yeni bir isim daha. Gözünü yükseklere dikmiş ve bekliyor. İmkansız olduğunu belki o da biliyor, fakat hırsı aklından önce davranıyor. Farkında değil belli. Öğrenecek, ama iyi bir yöntemle değil…”

Modern Savaş artık büyüdü ve Üçüncü Dünya Savaşı halini aldı. Yıllar evvel Rus milliyetçilerin Orta Doğu’daki terörist gruplarla yaptığı ittifak, modern dünya için belki de Soğuk Savaş’tan sonraki ilk büyük tehlikeydi. Captain Price yönetimindeki İngiliz Özel Timi ve Amerikan güçlerinin yardımıyla önce Al-Asad, ardından da Zakhaev yok edilmişti. Ancak bu gelişmeler, her şeyin bittiği anlamına gelmiyordu.

Yazımın başında yer verdiğim paragraf, yıllar önce yazdığım Modern Warfare 1’in yazısından bir alıntı. Görüldüğü üzere isimler değişse de, amaçlar değişmiyor. Zakhaev çoktan öldü, ama Modern Warfare 2’de daha acımasız birini tanımıştık; Makarov! Zakhaev’in aksine çeşitli işbirlikleri yapan ve dünya çapında ses getiren eylemler gerçekleştiren Makarov, Üçüncü Dünya Savaşı’nın anahtar ismi ve başlatıcısı olarak tarihteki yerini aldı. Makarov’daki öyle bir hırs, öyle bir zekaydı ki, Amerikan ordusuna mensup General Shepherd’ın yıllar sonra bile “Hain” olarak anılmasını sağlayacaktı. İkinci oyunda onu yakalayamamıştık. Peki ya Modern Warfare 3’de?




Ya hep, ya hiç!

Modern Warfare 3’ü açtığımızda, seride dönüm noktası olarak nitelendirebileceğimiz olaylardan oluşan bir zaman çizgisi geliyor karşımıza. Al-Ashad, Zakhaev, Captain Price, Makarov ve dünya üzerindeki korkutucu etkisi… Videoyu geçiyor ve Modern Warfare 3’ün senaryosuna heyecanlı bir giriş yapıyoruz. Yapım, Modern Warfare 2’nin hemen ardından başlıyor. İkinci oyunun finalinde yaptığımız heyecanlı kovalamaca ve General Shepherd ile yaptığımız mücadelenin etkisi, üçüncü oyunun başlangıcıyla devam ediyor.

Price ve Soap, zaten yaralıydı. Peki şimdi ne olacak?

Gelelim Amerika kanadına. Amerika’nın işgaliyle başlayan Üçüncü Dünya Savaşı, dünya üzerindeki birçok ülkede yaşanan terörist saldırılar ve askeri operasyonlarla giderek büyümektedir. Paris, Berlin, Londra, Somali, Çek Cumhuriyeti, taban tepeceğimiz önemli noktalardan bazıları. Makarov, önemli ülkeleri stratejik noktalardan vurarak zayıflatmayı planlarken, bir yandan da kendi ülkesinin yönetimini ele almak için hamleler yapıyor.

Modern Warfare 2’deki kanlı havaalanı baskınını hatırlıyorsunuz değil mi? Hatta rahatsızlık oluşturabileceğinden ötürü bölümle ilgili bir uyarı ibaresi de geliyordu ekrana. Benzer olaylara Modern Warfare 3’te de tanıklık ediyoruz. Tabii ki heyecanınızın kaçmaması için detay vermiyorum.



Yapım, önceki Call of Duty oyunlarında olduğu gibi çok yönlü ilerliyor. Bir yandan Captain Price ve ekibiyle Makarov’un izini sürerken, diğer yandan Amerika’nın Delta Force ekibine mensup askerleriyle önce işgal altında olan Amerika topraklarını düşmanlardan temizlemeye çalışıyoruz.  Price ile olan görevler, genellikle gizlilik üzerine kurulu, iz sürme odaklı olurken, Delta Force ekibiyle adeta savaşa dalıyoruz. Ana amaç tabii ki Makarov’u yakalamak!

Savaş alanı

“İşte Call of Duty’yi bu yüzden seviyorum” diyerek başladım ilk göreve. Video ve diyalogların ardından New York sokaklarında buluyoruz kendimizi. Şöyle bir etrafa bakıyorum da her yerden çığlıklar, her yerden patlamalar duyuluyor. Zaten sağlam bina kalmamış gibi bir şey, bir de üzerine yeni binalar da yıkılmak için can atıyor. Biraz ilerliyorum tozlar sarıyor beni, biraz daha ilerliyorum çatılardan düşen taş parçaları sarıyor etrafımı. Daha düşmanla karşı karşıya mücadeleye başlamadan evvel, önce “Ne olmuş buraya yahu” şaşkınlığında izliyorum etrafı. İşte ilk hissettiklerim tam da böyleydi.

Infinity Ward, savaş atmosferi oluşturmayı çok iyi biliyor. Özellikle Modern Warfare 2’nin ardından ekipte yaşanan sıkıntıların yeni oyuna olumsuz yönde etki edebileceğinden korkuyordum. Yersiz bir korku olduğunu, oynamaya devam ettikçe anladım. Her yerden, farklı tarzlarda, farklı silahlara sahip düşmanlar akın akın üzerimize geliyor. Sadece karadan değil, havadan ve denizden yapılan saldırılar da savaşın en can alıcı noktalarını oluşturuyor. Düşman saldırılarına karşın ekibimizin koordineli hareketleri de çok önemli. Biz karadan ilerliyorsak, eş zamanlı olarak jet uçakları ve helikopterlerden de yardım alabiliyoruz. Tıkandığımız noktada devreye giriyor  ve mıntıka temizliği yapabiliyorlar. Yeri geliyor helikopterdeki silah sorumlusu, yeri geliyor AC-130 uçağındaki topçu oluyoruz. Çeşitliliğin olması, biz oyuncuların savaşa birçok farklı yönden dahil olarak daha fazla zevk almasını sağlamış. Zaten Call of Duty bunu çok iyi yapıyor.




Askerler ve sürprizler

Modern Warfare 3’de, önceki oyunlardan tanıdığımız birçok karakter var. Captain Price ve Soap, tabii ki ilk söylenebilecekler. Hatırlıyorsunuzdur Soap,  Call of Duty 4’de Price’ın ekibine yeni katılan sümüklü bir acemiydi. Hatta Price, onu ilk gördüğünde ismiyle dalga geçmişti. Ancak kısa sürede güven kazanan Soap, rütbe atlamış ve Modern Warfare 2’de önemli bir isim halini almıştı. Bu yeni macerada onu kontrol etmiyor, daha çok onun yanında operasyonlara katılıyoruz. Dolayısıyla kontrol ettiğimiz yeni bir asker daha oluyor; Yuri. Önceki oyundan Rus dostumuz Nikolai da bizimle. Özellikle Rus dostlarımızın da bulunduğu Price’ın takımında hareket ederken birçok sürprizle karşılaşacaksınız. Benden söylemesi.

Senaryo buraya kadar mı?


Beklenildiği gibi Modern Warfare 3’ün mükemmel bir senaryo modu var arkadaşlar. Tansiyon hiç düşmüyor, devamlı yeni şeyler öğreniyor ve sürpriz üzerine sürprizle karşılaşıyorsunuz. Yine de normal modda oyunu 6 saat gibi bir sürede tamamlayabiliyorsunuz. Belki de süre uzarsa oyunun kendini tekrar etmesinden endişe edilmiştir, ancak biraz daha uzun olmalıydı bence. Tadı damağımızda kaldı desek yeridir. Yine de sıkı bir aksiyon filmini nasıl beğenip defalarca izliyorsanız, işte Modern Warfare 3 de defalarca baştan oynanabilecek bir oyun olmuş. 


Sesler ve müzikler

Call of Duty hayatımıza girdiğinden beri bize hep iyi müzikler sunmayı bilmiştir. Nitekim Modern Warfare 3’te de başta ana tema müziği olmak üzere çok güzel melodilerle karşılaşıyoruz. Müzikler için daha önce Final Destination, Fast & Furious, Battle: Los Angeles gibi filmlerde çalışmış, oyun dünyasında da Far Cry 3 ve Need for Speed: The Run’da çalışan Brian Tyler’ı görüyoruz.

Müziklerin yanında karakter seslendirmeleri ve diyaloglar da gayet iyi. Yıllardır Captain Price’a ses veren aktör Billy Murray, yeni oyunda da yerini alıyor. Ayrıca Hitman, Die Hard 4 gibi filmlerden de hatırladığımız aktör Timothy Olyphant, oyunda Grinch isimli karakteri seslendiriyor.

Ve gelelim diğer işitsellere. Yani silah ve ortam seslerine. Infinity Ward, bu konuda köklü bir değişikliğe gitmemiş. Birçok silah sesi, patlamalar ve efektler, önceki Call of Duty oyunlarıyla hemen hemen aynı düzeyde. Battlefield 3’teki keskin ve temiz ses çalışmalarını gördükten sonra Modern Warfare 3 biraz basit kalmış doğrusu.




Grafikler

Infinity Ward, önceki Call of Duty oyunlarında kullanılan Quake tabanlı grafik motorunun biraz daha modifiye halini kullanmış Modern Warfare 3’de. Haritalardaki detaylar genel olarak iyi. Özellikle New York bölümlerinde oluşturulan görsellik, gerçekten muazzam. Motorun gölge-ışık konusunda biraz daha takviye gördüğü anlaşılıyor. Birçok irili ufaklı detay, oyuncuları etkilemeyi başarıyor. Ancak kaplamalardaki düşük detay seviyesi, bazı tasarımlardaki detaysızlıklar da dikkatlerden kaçmıyor. 

Special Ops


Spec Ops moduyla seride ilk kez Modern Warfare 2’de tanışmıştık. Normal senaryodan bağımsız bir oynanış sunan bu mod, kişisel becerilerinizle ne kadar hayatta kalıp, seviye atlayabileceğinizi soruyordu size. Modern Warfare 3’de ise Special Ops başlığının altında iki farklı oyun moduna merhaba diyoruz; Survival ve Missions. Anlayacağınız gibi Modern Warfare 2’deki modun aynısını getirmedi yapımcılar karşımıza.

Her iki başlığı da ister tek başımıza, istersek de online olarak arkadaşımızla birlikte oynayabiliyoruz. Survival kısmında, gelen düşman saldırılarını bastırmak ve yeni saldırılara karşı önlem alarak başarabildiğimiz kadar çok hayatta kalmaya çalışıyoruz. Düşman atakları, wave 1, wave 2 olarak devam ediyor. Anladığınız gibi dalga dalga ve her yeni dalgada daha da zorlanıyoruz. Özel zırhlı askerler, intihar komandoları, katil köpekler, hatta havadan düzenlenen saldırılar çıkıyor karşımıza. Her dalgayı bastırdıktan sonra para ve seviyemizde artışlar oluyor. Yeni dalga başlamadan önce de bomba, hava saldırısı, mermi ve silah seçimleri yapabiliyoruz. Bu seçenekler, başarılı oldukça daha da genişliyor tabii ki.


Birçok oyun modu 12 kişiye kadar destek verirken, Ground War isimli modu 18 kişiye kadar oynayabiliyorsunuz. Bu oyun türü, aslında diğer bilindik modları altına alıyor ve oyuncu sayısını artırıyor. Dikkatimi çeken bir diğeri de Kill Confirmed. Videolarını sıkça görmüştük zaten. Oldukça heyecanlı çatışmaların yaşandığı bu modda, karşınızdakini öldürmeniz yeterli olmuyor. Öldürdükten sonra askerlerin künyeleri yere düşüyor ve sizin de o künyeleri alarak puan toplamanız gerekiyor. En çok puanı kim elde ederse, normal olarak da o kazanıyor. Bu iki modun yanında, verdikleri sıcak çatışma hissi için Free for All ve Team Deathmatch modlarının favorilerim olduğunu söylemek istiyorum.

Level Warfare

Modern Warfare 3’de seviye atlamanın tonla yöntemi var. Adam öldürürsünüz, arkadaşınızın bir düşmanı öldürmesi için ona yardım ederek asist yaparsınız, bombardıman düzenlersiniz, az ölürsünüz, bayrağı kaparsınız, bölgeyi korursunuz ve daha birçok yöntem.

Level atladıkça yeni silahlar, Perk’ler, Killstreak’ler açabiliyorsunuz. Bu yöntemler yıllardır var zaten. Ancak kullanabileceğimiz ekipmanların çeşitlenmesi ve önceki oyunlarda sorunlara yol açan bazı saldırı yöntemlerinin ortadan kaldırılması oyunculara rahat nefes aldırıyor. Örneğin artık Nuke yok. Üst üste adam öldürerek çeşitli hava saldırıları yine düzenleyebiliyoruz. Helikopter saldırısı, bombardıman, AC 130 gibi örnekler verebiliriz. En çok hoşuma giden bir tanesi, uzaktan kumanda ile yönetebildiğimiz üzerinde MiniGun bulunan araç oldu. Minik bir tank düşünün, ancak üzerinde top değil de MiniGun var. Bir süre boyunca onu sürerek önünüze gelenleri kevgire çevirmek çok hoş.



Ana modlar dedik. Peki ya alternatifler?


Private Match seçeneğine gelip, kendi oyunumuzu kurabiliyoruz. Görüyoruz ki bu başlık altında da “Alternatif” olarak adlandırılan oyun modları var. 18 kişiye kadar destek veren Gun Game (Sadece tabanca ve bıçakla oynuyorsunuz), Juggernaut (Çok gelişmiş zırhlı askerler var), Drop Zone (Gösterilen bölgeleri sırayla korumanız gerekiyor) ve One in the Chamber (Bıçağınız ve silahınızda bir merminiz var), en çok dikkat çeken alternatif oyun modları.

Kısacası Modern Warfare 3, sizi çok uzun süreler boyunca konuk edebilecek birçok farklı online oyun moduna sahip. İster arkadaşlarınızla, ister Internet üzerindeki diğer oyuncularla bu maceraları yaşayabiliyorsunuz. Üstelik Dedicated Server özelliği de var. Evet, bir zamanlar kaldırıldığı için birçok oyuncunun isyan ettiği özellik. Son olarak kısaca tiyatro seçeneğinden de söz edelim. Bu özellik, yaptığınız online karşılaşmaları video olarak kaydediyor ve daha sonra Theater başlığına giderek izlemenize, görüntülerden resimler çekmenize olanak sağlıyor. İsterseniz aktifliğini kaldırabiliyorsunuz.




Call of Duty Elite nerede?

Evet, yapımcıların Call of Duty için hazırladığı yeni bir online servis Call of Duty Elite. Dünya üzerindeki tüm Call of Duty oyuncularını bir araya toplamayı amaçlayan platform, seri hakkındaki videolarınızı, deneyimlerinizi, istatistiklerinizi ve aklınıza gelebilecek birçok paylaşımınızı ekleyebileceğiniz bir platform. Ücretli ve ücretsiz olmak üzere iki üyelik tipi bulunan Elite, ne yazık ki şu an sadece konsollar için aktif durumda. Yakın zamanda da PC için hizmete başlaması bekleniyor.

Üçüncü Dünya Savaşı biterken…


Infinity Ward, Modern Warfare 3 ile bir kez daha oyuncuları memnun etmeyi başardı. Heyecanlı senaryo modu ve çeşitli çoklu oyuncu modlarıyla uzun süre oynanacağı büyük ihtimal. Yapımcıların kaliteli senaryo modu hazırlama alışkanlığını seviyoruz, ancak kısa senaryo süresi alışkanlığına hala alışamadık doğrusu. Öte yandan Modern Warfare 3 ile birlikte seriye dahil edilen Call of Duty Elite servisini de heyecanla bekliyoruz. Ve tabii ki bir sonraki Call of Duty oyununu!


Minimum PC sistem gereksinimleri:
  • İşletim sistemi: XP / Windows Vista / Windows 7
  • İşlemci: Intel Core™ 2 Duo E6600 ya da  AMD Phenom™ X38750 ya da daha iyisi
  • Boş disk alanı: 16 GB
  • RAM: 2 GB
  • Ekran kartı: Shader 3.0 ya da daha iyisi destekli - 256 MB NVIDIA GeForce™ 8600GT / ATI Radeon™ X1950 ya da daha iyisi

Etiketler: , , , ,

-Call of Duty : Black Ops

0 yorum

Her şey 1961 yılında, Küba'nın ücra köşesindeki berbat kokulu bir barda başladı. Ona güvenebileceğimi biliyordum, ancak işlerin bu kadar karışacağını tahmin edemezdim. Hele ki hedefimizdeki ismi, hiç istemediğimiz bir ortamda, istemediğimiz bir konumda bulmamız bizi çok zor durumda bırakmadı mı zaten? Burada olmamım başlıca sebeplerinden bir tanesi de bu değil mi? Ve tabii ki diğeri... Etrafımda su gibi akan bu sayılar da neyin nesi, bilmiyorum, ama soğuk bir iklimde, çeneme sertçe inen bir de yumruk hatırlıyorum. Reznov, hepimizin aynı olduğunu söylemişti. Kardeş olduğumuzu... Neden Reznov'un üzerine bu kadar gidiliyor? Size söylüyorum, o benimleydi, yani bizimle. Bana yardım etti ve beni hiç bırakmadı. Asla!

Call of Duty: 2003 – 2010


Bundan yıllar önce 2015 stüdyosundan bir çığlık yükseldi. Medal of Honor: Allied Assault’u hazırlayan bu eller, “bizi görev çağırıyor” nidalarıyla özgürlüğün yolunu tutmuş ve buna “Infinity Ward” ismini uygun görmüştü. Daha önce defalarca bahsetmiştik, bu sebeple fazla detaya girmeden kısa bir özet geçmek istiyorum. Medal of Honor serisine yapılan veda, Call of Duty’nin de doğuşu demekti. Ama ne doğuş! 2003’ün ekim ayında PC için satışa sunulan ilk yapım, milyonlar satmakla kalmadı, 110’dan fazla ödülün de sahibi oldu. Bu güzel başlangıç, ardından konsol oyunlarını, sonrasında da devam oyunlarını getirdi. Activision, artık her yıl yeni bir Call of Duty oyunu istiyordu, ama Infinity Ward'un tek başına bu kadar hızlı çalışması çok çok zordu. İşte Treyarch’ın bu serideki görevi de böyle başlamış oldu. Her ne kadar Big Red One ile CoD2’nin yan oyunundan öteye gidemese de, “yeni nesil anlayışıyla” hazırladığı Call of Duty 3 ile büyük sükse yapmıştı. Tamam, oyun mükemmel değildi, ama iyi bir çizgi yakalamıştı. Yayımlanan ilk ekran görüntüsünün büyük şaşkınlık yarattığını hatırlıyorum. Öyle ki kısa süre sonra Activision bu resmi Internet’ten kaldırmış ve teaser video yayımlamıştı.




Gelelim ikinci çığlığa. İlk çığlığını Call of Duty için atan ve İkinci Dünya Savaşı arenasına kaliteli bir boyut katan Infinity Ward üyeleri, ikinci çığlığını da modern arena için attı. Bu daha büyük ve riskli bir projeydi, fakat çok başarılı oldu. Yeni multiplayer oynanış sistemi ve aksiyon filmlerini aratmayacak kendine özgü hikâyesi, Modern Warfare’ı kolaylıkla en iyi FPS’lerden bir tanesi konumuna getirdi. Modern Warfare serisi, toplamda 40 milyona yakın sattı ve 250’den fazla ödüle layık görüldü (Bir çoğu da “yılın oyunu” ödülü). Bu gerçekten inanılmaz bir rekordu. 20 milyon rakamıyla en çok satan FPS oyunu artık bu serinin üyelerinden biriydi (MW2) ve daha önce de online oynanış rakamları yardımıyla yine Call of Duty ismi, Guinnes Rekorlar Kitabı’nda geçmeye başladı. Tüm bu etkenler, hem serinin geleceğini garanti altına aldı, hem de Treyarch’a yeni oyunlar yapması için gerekli zemini hazırladı. Pardon, bu ikiliye Sladgehammer stüdyosunu da eklemek gerekir...




Treyarch’da hava karardı


Sonunda Treyarch da İkinci Dünya Savaşı defterini kapadı (kısmen). İlk duyurulduğu günden bu yana Black Ops’un tam olarak nasıl bir deneyim sunacağı bilinmiyordu. Vietnam ve Soğuk Savaş bilgileri vardı elimizde, ancak bu önemli savaşlarda doğrudan ilgimizin olmayacağını biliyorduk. Stüdyo patronu Mark Lamia, bunun için “sadece zaman kavramı” benzetmesini yapıyordu. Tabii ki gerçek olaylardan esinlenmeler olacaktı, ama kesinlikle oyunun amacı bu iki savaşı tema edinmek değildi. Nihayet oyun elimize ulaştı ve böylelikle sayısız “hadi canım”, “vay be”, “yok artık” gibi tepki sözcükleri sarf etmeye başladık.



Bir hayali gerçek sanarak yaşamak 

Oyunun ana menü ekranına ilk kez ulaştığımızda, Testere havası esmiyor değil. Neden böyle farklı bir tasarım var diye sormaya fırsat bulamadan oyun başlıyor ve biz hâlâ aynı yerdeyiz. Üstelik birazdan başlayacak ve oyun boyunca sürecek sorgu seanslarından da henüz haberimiz yok. Her Call of Duty oyununda olduğu gibi Black Ops’ta da birden fazla karakteri kontrol ediyoruz, ancak bu kez ön plana fazlasıyla çıkan, hem ses, hem de görüntü olarak tasvir edilen bir adamımız var; Alex Mason.

Black Ops’un konusu, inanılmaz değil, ancak işleniş biçimi, kurgusu ve genellikle sizi ters köşelere yatırması sebebiyle takdiri sonuna kadar hak ediyor. Öncelikle şuna açıklık getirelim: Black Ops, kesinlikle Vietnam propagandası yapmıyor. Bilirsiniz, genellikle Hollywood menşeili çoğu filmde Vietnam Savaşı’nda hep zaferlerden söz edilir, olmayan zaferlerden... Oyunumuzda böyle bir durum söz konusu değil.

Konumuz, Nova 6. Çok tehlikeli, kullanıldığında kısa sürede ölümlere yol açabilecek ve henüz nerede olduğu bilinmeyen bir silah. Nazi Almanya’sı geride mi kaldı dersiniz? Bence bunun etkilerini oyunda fazlasıyla göreceksiniz. Hikâye detaylarının açığa çıkmaması için pek derine girmiyorum, ancak maceramız İngiliz, Amerikan ve Sovyet güçlerinin kapışmalarına sahne oluyor. Hatta Almanya’yı da işin içine katalım. Dünyadaki tehlikeye yol açabilecek her gelişmede olduğu gibi Nova 6 konusunda da Amerika’nın bilgisi var. Buna seyirci kalınması tabii ki düşünülemez. Dönemin Amerika Başkanı Kennedy’den emir alıyor ve yola koyuluyoruz, ancak iş bununla da sınırlı kalmıyor. Black Ops’da gerçekte yaşanmış birçok olaydan esinlenmeler var. Özellikle Kennedy’nin başkanlığı döneminde Küba ile yaşanan krizi de bu çerçeveye dahil edebiliriz. Hatta Küba’nın efsane lideri Fidel Castro’yu bile...




Fidel Castro’yu öldür

Aksiyon, Küba’da başlıyor ve oyun boyunca devam ediyor. Hedefimizde birçok isim var, ama ilk isimlerden biri Dragovich isimli Sovyet. Yanımızda yine adamlarımız var. Bunlar, sıradan değil, özel askerler. Reznov’u ise, ayrı bir kefeye koyun. Belki de oyunun en kilit noktası o. CIA ve Sovyet mafyası da işin içinde. Bu aşamaya kadar anlattıklarım, saatler boyunca sürecek mücadelemizin sadece bazı detayları. Öyle sahnelerle karşılaşacaksınız ki, etkilenmemeniz çok zor. Küba’nın sıcak esintileriyle silahımızın üzerine ter damlaları süzülürken, ayakkabılarımızdaki paslı çivilerle karlı dağlarda denge sağlamaya çalışacağız. Size tavsiyem, her ara videoyu dikkatli izleyin, hatta diyalogların görünür olmasını da sağlayın. Yapımcılar, hikâye örgüsünü bir Ucuz Roman, bir Sin City benzeri hazırlamış diyebiliriz, tabii ki farklılıklar da var. Şehrin karanlığında, çatıdan çatıya atlayarak savaşırken, bir anda kendinizi helikopterin pilot koltuğunda bulabiliyorsunuz. Ne oldu, nasıl geldim, demenize fırsat verilmeden bu kez sorgu odasında alıyorsunuz soluğu. Size sorulan sorular, sizin önceden yaptığınız operasyonları ve görüşmeleri bir kez daha zihninizde canlandırmanızı sağlıyor. Böylelikle yeni ipucları toplanmaya ve olası bir terör saldırısının önüne geçilmeye çalışılıyor.

Bu, bildiğimiz Call of Duty, ama biraz daha karışık

Aksiyonu gördüğünüzde, çatışmalarda yer aldığınızda, bağırışmaları duyduğunuzda, tamam bu Call of Duty oyunu diyorsunuz. Ama bu kez fazlası var. Bugüne kadar çıkmış tüm Call of Duty oyunlarını oynadım ve bitirdim. Treyarch’ın oyunlarını beğendiğimi söyleyebilirim, ama şöyle bir durum söz konusuydu: Genellikle başrolde hep Infinity Ward olur, seriye bazı yenilikler katar, daha sonra Treyarch da bu yenilikleri kullanarak farklı maceralar hazırlamanın peşine düşerdi. Black Ops’ta da bu aynı. Baktığımızda Modern Warfare serilerini anımsatan birçok benzer sahne ve yöntemle karşılaşmak mümkün, ama bu kez Treyarch biraz daha fazla çalışmış. Mesela, az evvel de bahsettim hikâye kurgusu. Sinemada fırtınalar koparan The Dark Knight filminin senaryosunu yazan iki isimden biri olan David S. Goyer, Black Ops’un senaryo modunun arkasındaki isim. Gerçekten etkisi kolaylıkla hissediliyor. 


Hazırlanan bölümler ve görevler, içtenlikle söyleyebilirim, genel olarak çok iyi. Aksiyon dozajı çok yüksek tutulmuş, bunun yanında bize operasyonların farklı noktalarında yer alma fırsatları da sunulmuş. Böylelikle hep aynı görevleri yapmak zorunda kalmıyoruz. Kimi zaman kaçarken yakalanıyoruz kurşunlara, kimi zaman ise Sovyet askerleri rolünde. Terminator 2’deki inanılmaz kovalamaca sahnesine benzer mantıkta bir sahnenin hazırlanması ve yine filmdeki o sahnede Arnold Schwarzenegger’ın kullandığı silahın da göreve eklenmesi beni çok etkiledi. Üstelik “tam da görev bitti” derken, aslında her şeyin bitmediğini, görev devamında farklı araçlar kullanmak zorunda olduğumuzu anlıyoruz. Karşılaştığımız düşman unsuru da önemli tabii ki.

Yapay zekânın ne çok iyi, ne de çok kötü olduğunu söyleyemeyiz, ama gelişmelerin olduğu gerçek. Önceki Call of Duty oyunlarında, genellikle düşmanlar biraz ateş eder, bunun ardından da sipere geçerdi. Bu da biz oyunculara, karşı saldırı için fırsat verirdi. Zira ateş altında olduğumuz sürece dengemiz bozuluyordu. Black Ops'ta ise, bu durum biraz farklı. Artık düşmanlar, net ateş açısı yakalayınca saklanmayı pek istemiyor. Çünkü kurşunlarla sizi kolayca baskı altına alıyorlar. Bazılarının da üzerlerinde zırhlar var. Bu arkadaşlar da zırhların verdiği güvenle üzerinize üzerinize geliyor. İşimiz daha zor anlayacağınız.

Karada, havada, suda...

Gelelim hava savaşlarına. İlk Modern Warfare oyunundaki AC-130 görevi, unutulmaz bölümler arasında yerini çoktan aldı. Treyarch, olaya farklı ve akıllıca bir bakış açısı getirmiş. Araca binip, bulutların üzerine çıkana kadar akışa tanıklık ediyoruz. Sonrasında kontrol elimize geçiyor ve radar sayesinde yeryüzündeki destek birliklerimize komutlar vererek onları yönlendiriyoruz. Bu bölümde işin en güzel yanı ise, yönlendirmeyi yaptıktan sonra bu kez kendimizi o birliklerde görev yapan askerlerden biri olarak görüyoruz. Bu oyunda her an, her şey değişebiliyor...




Helikopter uçuşları da hava hakimiyeti için size fırsat sunuyor. Tamamıyla arcade bir oynanış tarzı var, ki zira böyle olması gerekiyordu zaten. Helikopteri yönlendirebiliyor, ağır ve hafif silahlarımızı kullanarak düşman birimlerini yok ediyor, yeri geliyor havadaki düşman helikopterleriyle düello yaşıyoruz. Karşıdan gelen roketlerden kurtulmak için yapılan her ani hamle, heyecanı da arttırıyor. Yine de işler her zaman yolunda gitmeyebilir. Farklı seçenekleri denemek zorunda kalabilirsiniz. Yüzerek ilerlemek ve gizlice ölüm gerçekleştirmek gibi. Modern Warfare 2’de senaryo gereği gördüğümüz yüzme işlevi, Black Ops’ta oyuncuların kontrolüne sunulmuş. Ek olarak bot üzerinde düşman birliklerle çatışmaya girdiğimiz anlar da çok zevkliydi. Akabinde çalan müziğe de ayrıca dikkat çekmek istiyorum. Bazı favori bölümlerimi de ek not olarak belirteyim: “Vorkuta”, “Redemption”, “Victor Charlie” ve “WMD”.

Şiddet

Kan gövdeyi götürüyor arkadaşlar. Evet, net söyleyebiliriz: Black Ops, şimdiye kadar çıkmış en şiddetli Call of Duty üyesi. Öncelikle oyundaki tüm karakterler, silahların etkisi doğrultusunda parçalanabiliyor. Kopan kol, bacak, hatta gövde parçaları arasında buluyorsunuz kendinizi. Hepsi bu da değil. İlerleyişimiz esnasında daha şiddetli sahnelere tanık oluyor, hatta bazılarını bizzat gerçekleştiriyoruz. Japonya ve Almanya’nın Black Ops’u sansürlemeye karar vermesi, kesinlike boş bir neden değil. Oynayınca göreceksiniz. Şiddet demişken, aklıma Sergei geldi. Bu karakteri de bir kenara not edin, mutlaka onu görünce etkileneceksiniz. Yine “şiddet” başlığı altında da birçok detayı vermiyorum, hepsini oynayınca görmeniz daha iyi olacaktır, ama şunu da unutmayın: Ayarlar sekmesinde, şiddet unsurlarını kapatabileceğiniz bir seçenek var. Rahatsızlık duyarsanız, bu seçimi uygulayabilirsiniz.



Senaryo modunu çok beğendiğimi, tekrar oynamaya başladığımı ve önceki Call of Duty oyunlarında olduğu gibi bunu da en az 4-5 kez bitirmeyi düşündüğümü belirteyim. Senaryo modu, süre konusunda sıkıntıya neden olmuyor. Kısa olmadığını söyleyebilirim. Tabii ki bitirdikten sonra, Black Ops’un diğer güzelliklerine de göz atmak gerekiyor değil mi? Mesela, mini bir oyun olarak hazırlanan Dead Ops. Oyunun ana menüsündeyken ayaklarınıza bakın ve boşluk tuşuna basılı tutun. Böylece serbest kalacak ve etrafta gezinebileceksiniz. Bir de eski PC var masada. O PC’yi aktif edin ve dizin kısmına doa yazın. Böylece oyuna giriş yapabilirsiniz (zaten daha sonra menüde de oyunu göreceksiniz). Bunun haricinde, aynı PC'ye mail yazarsanız, bu kez de son atılmış postaları listeleyip, okuyabiliyorsunuz. Bazı savaş dosyalarının da olduğunu belirtmek istiyorum. Siz iyisi mi biraz iyi kurcalayın o PC'yi.

Bu mini oyundan kısaca bahsetmemiz gerekirse, kuşbakışı bir görünümde oynuyoruz. Düşman konumunda yine zombiler var. Standart kullandığımız silahın mermisi bitmiyor, bunun yanında zombi öldürdükçe beliren yeni silahları kullanabiliyoruz. Ayrıca etrafta beliren ödül ve bombaları da almamız gerekiyor. Özellikle çok zor durumda kaldığımızda bombaları kullanarak katliam yapabiliyoruz. Tamamen temizlik yaptıktan sonra da bir sonraki bölüme geçmeye hak kazanıyoruz, gerçekten güzel düşünülmüş. Bu modu da zombi modunda olduğu gibi arkadaşlarınızla co-op oynayabiliyorsunuz.

Kennedy ve Castro, zombi görürse...

World at War henüz piyasaya sürülmeden önce, Cadılar Bayramında videosu gösterilmişti Nazi Zombies modunun. Bazılarımız çok beğenmiş, belki bazılarımız da bunun günün anlamına uygun eğlenceli bir videodan ibaret olduğunu düşünmüştü. Görüldü ki sadece düşünce değildi, güzel bir oyun moduydu ve fazlasıyla beğenildi. Black Ops’ta zombi olacak mı, olmayacak mı diye uzun süre sorular soruldu. Sonuç olarak görüyoruz ki evet, var. Hem de bu kez iki büyük ve detaylı harita var. Özellikle Pentagon’da geçen zombi bölümü çok hoş. Düşünün Kennedy ve Castro, beraberindekilerle sohbet ediyor. Derken zombiler sarıyor etrafı ve başlıyor hayatta kalma mücadelesi. Kısacası zombi mod severlere müjde, hem de en büyüğünden.




Multiplayer

Call of Duty denilince en merak edilen konulardan biri de şüphesiz ki multiplayer modlardır. Özellikle Call of Duty 4 ile başlayan yeni sistem, sonraki oyunlarda daha da geliştirilerek kullanıldı ve bu nimetlerden Black Ops da yararlandı. Tabii ki kendi yenilikleriyle beraber.

Yine bir gelişim sistemi bulunuyor. Hemen online oyuna dalıyor, hem yeni özellikler, hem de yeni silahlar için kurşun yakmaya başlıyoruz. 3 adet perk slotu, bir tane ana silah, bir tane de acil durumlar için (genellikle mermi bittiğinde) kullanabileceğimiz bir silah seçiyoruz. Perkler, bildiğiniz gibi önemli. Hızlı koşabilir, iyi bir zırha sahip olabilir, düşman ekipmanlarını etkisiz hale getirebilir, sessiz hareket edebilir veya çok hızlı mermi değişimi yapabilirsiniz. Tüm bu seçenekler, sizin oynanış tarzınıza göre kullanılmalı. Tabii ki bedelini ödemeniz koşuluyla. 

Black Ops’da bir de para sistemi bulunuyor. Yani, siz level atladıkça yeni silahlar açsanız bile, hemen kullanamıyorsunuz. Çünkü silahların bir değeri var. Bu paraları ödemek için de fazla adam öldürmeli, asist yapmalısınız. Bu güzel düşünülmüş bir sistem. Hatta buna Treyarch, bir de kontrat sistemini ekliyor. Kolay tabiriyle “paralı askerlik”. Mücadeleye başlamadan önce kontratların bulunduğu menüye gidiyor ve size uygun olanı seçiyorsunuz. Oyuna başlayınca da kontrat şartlarını yerine getirerek fazla para kazanmaya çalışıyorsunuz. Örnek verelim: Ölmeden üst üste 2 adam vurursanız, 150 oyun parası kazanıyorsunuz. Ayrıca bu anlaşmaların süreleri var. Belirlenen süre sona erdikten sonra geçersiz oluyor ve siz böylece diğer anlaşmalara da göz atabiliyorsunuz. Bu arada Black Ops’ta Team Deathmatch, Capture the Flag, Free for All, Sabotage ve Domination gibi oyun modlarının bulunduğunu, toplamda da 14 haritanın (bazıları büyük, bazıları küçük) yer aldığını söyleyelim. Özellikle Cracked ve Summit haritalarını çok beğendim. Hem tasarım olarak, hem de size sunduğu imkânlar sebebiyle çok güzeller. Tabii ki tüm bunlara, yeni silahları da kattığımızda online modların zevki daha da artıyor. 



Rakiplerinizin üzerine helikopter salabilir, havan saldırısı başlatabilir veya bombalı tuzaklar kurabilirsiniz. Bunları zaten önceki Call of Duty oyunlarından da biliyoruz. Bunların yanında bir de uzaktan kumandalı bomba aracımız var. Bildiğimiz uzaktan kumandalı bir araç, ama üzerinde bomba var ve siz kendinizi açığa çıkarmadan aracı düşmanınızın yanına ulaştırıp patlatmaya çalışıyorsunuz. Gerçekten eğlenceli. Diğer güzelliklerden bir tanesi de Minigun. Tek kişilik senaryo modunda da kullanabildiğimiz bu silah, bir yardım paketinin içinden çıkıp size güzel bir sürpriz yapabiliyor. Gerisini düşmanlar düşünsün artık.

Şimdi gelelim PC oyuncularının sıkıntılarına. Bilindiği gibi Black Ops, PC’de Steam bağlantılı bir oyun. Yani oyunu multiplayer oynamak için mutlaka Steam’e login olmamız gerekiyor. Buraya kadar bir sorun yok. Hatta Modern Warfare 2’de yer almadığı için oyuncuları üzen Dedicated Server özelliği de Black Ops’da bulunuyor. Ama, ama ve de ama... Dünden beri PC oyuncuları, Black Ops’u stabil olarak multiplayer oynayamıyor. Aşırı lag olması ve buna bir de optimizasyon sorunları eklenince, şimdilik online keyfin yerini “online eziyetin” aldığını söyleyebiliriz. Gelişmelere göre, PC için bir yama hazırlanıyormuş, ancak bu tarz bir problemin hiç olmaması gerekirdi diye düşünüyorum. Bu da oyunun PC versiyonundaki en büyük eksisi ne yazık ki.

Her renkten, her cepheden...

Adamlar parçalanıyor. Kan unsuru da yerinde. Şiddet faktörüne zaten değindik. 3D teknolojisine destek vermesi, Avatar filminde de kullanılan tekniklerin kullanılması, biz oyuncular için güzel özellikler. Karakter tasarımları, animasyonlar, çevre tasarımları da geçer notu hak ediyor. İlk Call of Duty oyunundan bu yana kullanılan Quake motoru, hâlâ geliştiriliyor ve hâlâ kullanılıyor. “Bir dakika... Şimdi bu Quake motoru mu” diye tepki gösteren çok arkadaşım var. Hatta az evvel sevgili Emre Günen de aynı tepkiyi gösterdi. Black Ops’un grafikleri gerçekten güzel. World at War’da gördüğüm Reznov ile bu oyundaki Reznov’u yan yana getiriyorum da, gerçekten gelişme var.




Ek parantez açarak PC’deki görselliğin X360’a nazaran fark edilir derecede iyi olduğunu da söylemek istiyorum. Tabii ki bunların PC sistemlerine belirli bir yükü de oluyor. Eğer sisteminiz yüksekse sorun yaşamıyorsunuz, ancak orta halli bir PC’de Black Ops’da donmalar gözlenebiliyor. Hatırlarsanız Treyarch, PC geliştiricisi olduklarını belirtmişti. Bakıyoruz ki multiplayer’da önemli performans sorunları var, tek kişilik senaryo modunda da bazı performans sıkıntıları görülebiliyor. Açıkçası Treyarch, yaptığı açıklamayı pek de kaldırabilir güçte değil.

Do-re-mi-fa-sol-la-si-ateş


Modern Warfare 2’nin müzikleri çok kaliteliydi. Zaten tüm seride iyi müzikler vardı, ama MW2’nin havası bir başkaydı. Onu gördükten sonra Black Ops’taki müzikler için mükemmel diyemeyeceğim, ama güzel oldukları kesin. Orkestra müziklerinin yanında, bazı şarkılara da yer verilmiş. The Rolling Stones ve Eminem’i örnek sanatçılar olarak gösterebiliriz. Seslendirme konusu ise, gayet başarılı. Sam Worthington (Alex Mason), Ed Harris (Jason Hudson), Gary Oldman (Reznov), Ice Cube (Bowman) gibi önemli isimler bulunuyor kadroda. Silah seslerine de değinecek olursak, iyi diyebiliriz, ama mükemmel sözleri biraz abartı olur. Zira Bad Company 2'deki keskin işitseller tek kelimeyle muhteşemdi ve Black Ops'un bu konuda Bad Company 2'yi geçmesi şu an için mümkün görünmüyor.

Sonuç


Call of Duty: Black Ops, özellikle senaryo moduyla oyuncuları alıp götürüyor. Kesinlikle çok heyecanlı ve çok iyi kurgulandığını düşünüyorum. Zombi modunun olacağını zaten biliyorduk, ancak daha detaylı haritaların hazırlanması, bunun üzerine Dead Ops gibi ekstra mini bir oyunun hazırlanması da güzel bir sürpriz oldu. Multiplayer için tadı damağımızda kaldı diyebiliriz. Gerçekten çok iyi görünüyor, hatta bağlantı hızı normale döndüğünde mücadelelerin çok keyifli olduğunu hemen hissediyorsunuz, ama işte o performans problemleri araya girince, dediğim gibi "tadı damakta bırakıyor" ve bu da iyi olmuyor doğrusu. Özellikle bu konu için yama bekleniyor. Ne kadar erken gelirse, o kadar iyi olacaktır diyor ve tek kişilik senaryo moduna geri dönüyorum. İyi oyunlar


Sistem Gereksinimleri
  • İşletim sistemi: Windows XP, Vista ve 7
  • İşlemci: Intel Core 2 Duo E6600/AMD Phenom X3 8750
  • Bellek: 2GB
  • Sabit Disk: 12GB
  • Ekran Kartı: Nvidia GeForce 8600GT/ATI Radeon X1950Pro (DX9/SM3.0 destekli, 256MB ve üzeri bellek)
  • Ses: DX 9.0c uyumlu 

Etiketler: , , , ,

-Battlefield 3

0 yorum

Oyuncular için yılın en çok beklenen dönemi geldi çattı. Çok önemli oyunlar, bir bir satışa sunuluyor. FPS kategorisinde 2011'in en iddialı isimlerinden olan Battlefield 3 de PC ve konsol sahipleri için raflarda yerini aldı. Şimdiye kadar birçok ödüle layık görülen ve yayımlanan her videosuyla bizi heyecanlandırmayı başaran yapım, bakalım heyecanlı bekleyişimize cevap verebildi mi?

Ve kamera…

Bir aksiyon filmi gibi başlıyor Battlefield 3. Sırayla EA ve DICE'ın isimleri, ardından da Battlefield 3'ün ismi görünüyor ekranda. Derken kendimizi metroda, bir trenin üzerinde buluyoruz. Elimizdeki kelepçelerin henüz hiçbir anlamı yok. Kimlerle karşılaşacağımız da meçhul. Biz sadece oyunun bizi götürmek istediği yere gidiyoruz o kadar. Çünkü oyuncu olarak hiçbir şey bilmiyoruz şimdilik, ancak öğrenmemiz uzun sürmeyecek...




Orta Doğu, Rusya, Amerika = Dünya yine tehlikede

Süper güç olarak nitelendirilen Amerika, yine kurtarıcı ülke sıfatına bürünerek Orta Doğu'ya özel birlikler gönderiyor. Amaç, İran'ın sahip olduğu öne sürülen, ancak nerede oldukları henüz bilinmeyen nükleer silahları bulup, etkisiz hale getirmek. Çünkü bu bombalar, Amerika'yı olduğu kadar, Avrupa'nın birçok önemli ülkesini de tehdit ediyor. Çok geçmeden anlıyoruz ki işin içinde başka bir güç daha var; Rusya! Bazı tehlikeli isimler vermemiz gerekirse, Solomon, Al-Bashir ve Kofforov, etkisiz hale getirmemiz gereken en önemli isimler (Oyunda Bin Ladin'in bile ismi geçiyor).

Baktığımızda Battlefield 3'ün senaryo modu pek detaylı değil. Hatta fazlasıyla klişe olduğunu da söyleyebiliriz. Orta Doğu topraklarına ayak basarak başladığımız heyecanlı operasyonlar, Avrupa'ya, hatta Amerika'ya kadar uzanıyor. Kontrol edebileceğimiz birden fazla karakterimiz var. Evet, tek bir karakterle ilerlemiyoruz. Ana karakterimizin ismi Blackburn. Onun dışında bir tankçı, bir uçak pilotu (Jennifer Hawkings isminde bayan pilot), hatta bir Rus asker bile kontrol edebiliyoruz. Her bir karakterin de ufak çapta hikayeleri var, ama bu detayları oyunu oynadığınızda görmenizi istiyorum. Spoiler olmasın.

Sorgu odası

Battlefield 3'ün temelinde, ana karakterimiz Blackburn bulunuyor. Aslında oyun boyunca sorgu altında vakit geçiren bir askeriz. Bize sorulan sorulara verdiğimiz cevaplar neticesinde operasyonlara gidiyor ve söylenenlerin detaylarını görebiliyoruz. Haliyle bu operasyonların hemen hepsi, önceden yaşanmış operasyonlar. Hatırlarsanız bu "Sorgu Odası" tarzı, daha önce Black isimli FPS oyununda kullanılmıştı. Sorgudaki karakter önce bilgi veriyor, sonra o bilgiler doğrultusunda bölümü oynuyorduk. Benzer yöntem de yakın zamanda çıkan Call of Duty: Black Ops'ta bulunuyordu. Ve şimdi de Battlefield 3.


İlk Bad Company'yi fazla oynayamamıştım, ancak Bad Company 2'yle saatlerini harcayan biri olarak, en başta oyunun sesleri ve atmosferinden fazlasıyla etkilenmiştim. Harika bir hikaye anlatımı yoktu, ancak savaş alanında korunmasız şekilde oradan oraya koşuyor oluşumuz, etrafta uçuşan mermiler, bağırışlar ve çevrede meydana gelen deformasyon, beni benden almıştı. Aslında Battlefield 3'te de farklı bir durumla karşılaşmıyoruz. Yaptığımız ufak toplantının ardından harekete geçiyor ve kısa sürede sıcak teması sağlıyoruz.

Her yer düşman kaynıyor. "Ne taraftan gideyim" diye düşünmekten çok, "Ne kadar çabuk saldırabilirim" diye düşünmelisiniz bana kalırsa. Zira Battlefield 3'teki birçok harita, Bad Company 2'ye nazaran daha küçük ve hareket alanı da kısıtlandırılmış durumda. Misal, bir köprünün sağ tarafından değil de, sol tarafından gitmeye kalkarsanız, hemen ekranda uyarı beliriyor: "5 saniye içinde savaş alanına dönmezseniz, kaybedeceksiniz!" İşte bu olmadı DICE. Ben düşmanlarla bu ufak opsiyonu kullanarak bile savaşamayacaksam, üzerinde bulunduğum haritanın olabildiğince fazla noktasını kullanmaya çalışıp, hayal kırıklığı yaşayacaksam, olmadı gerçekten. Böyle bir uyarıya ne gerek var? İlk dikkatimi çeken olumsuz yön bu oldu.




Ne kadar çabuk saldırabilirim?

İşte bu soru, oyun boyunca güncelliğini hiç yitirmiyor ve gerçekten önemli. Zira yıkılabilir bir çevre faktörü olduğu için, bir objenin veya duvarın arkasında fazla saklanamıyorsunuz. Yapılan saldırılar sonucunda yavaş yavaş parçalanmaya başlıyorlar çünkü. Bu hem görsellik olarak artı puan sağlıyor, hem de oyundaki heyecanı daha da yükseltiyor. Ancak şunu da hemen belirteyim, büyük çapta yıkımlarla karşılaşmayacaksınız. Binaların yıkılması, güçlü duvarların yok edilmesi gibi atraksiyonlar yok maalesef.

Peki ne yapmalıyız? Tabii ki çok hızlı hareket etmeli ve genellikle de ilk tercihimizde karşımızdakini indirmeliyiz. Beraber hareket ettiğimiz takımdan ayrılmaya, bir anlık heves uğruna ortalık yerde Rambo gibi gezmeye hiç gerek yok. Kısa sürede ölebilir ve bir önceki kayıt noktasından oyuna devam etmek zorunda kalabilirsiniz. Zaten oyunda save olmadığı ve checkpoint sistemi kullanıldığı için, art arda ölerek aynı yerleri tekrar oynamak bir süre sonra sizi sıkabilir.





Burada savaş var

Battlefield 3, senaryo modunda pek sinematik bir etki bırakmak istememiş sanki. Çünkü operasyonlar sırasında ne etkileyici bir müzik, ne de değişken kamera açılarıyla karşılaşıyorsunuz. Her şey olabildiğince sade ve bu da bir bakıma "Biz size gerçeğe en yakın savaş alanlarını hazırladık" anlamına geliyor olabilir. Yıkılan yapılar, gerçekçi sesler, karakterlerin mükemmel animasyonları ve hatta gün ışığı faktörü bile çatışmaların seyrini değiştirebiliyor.

Son cümleme bir akşam operasyonundan örnek vererek açıklık getireyim. Hava karardığında görüş açımız gündüz olduğu kadar net değil tabii ki. Silahımızda fenerimiz, gözümüzde de gece görüş dürbünü var. Fener ışığımız, düşmanlar tarafından yerimizin öğrenilmesine sebebiyet verebilir. Aynı şekilde biz de düşmanları gafil avlayabiliyoruz. Dikkatimi çeken ise, gece vakti etraftaki ışıkların belki de ilk kez oyuncuları bu kadar zor durumda bırakması. Tamam, karşıda ışık var, ama o neyin ışığı? Belki bir arabanın farı, belki de sokak lambası, belki de düşman. İşte bunu hemen anlayamıyoruz ve ışık kaynağına baktığımızda gözümüz kamaşıyor, net göremiyoruz. Hele yakın mesafe çatışmalarda düşman silahındaki ışık gözünüze gelirse, hiçbir şey göremiyorsunuz, her taraf bembeyaz oluyor ve korunmasız halde kalabiliyorsunuz.  Çok güzel düşünülmüş bir özellik bu.

Silahını kap da gel


Kullanabileceğimiz birçok silah var: Otomatik tüfekler, pompalı tüfekler, roket atarlar, keskin nişancı tüfekleri ve diğerleri. Her birinin kullanımı gayet rahat ve vuruş kabiliyeti de yeterli düzeyde. Mermi konusunda bir sıkıntımız olmuyor. Hem öldürdüğümüz düşmanların üzerlerinden, hem de etraftaki mermi sandıklarından karşılayabiliyoruz ihtiyacımızı. Bazen de silaha gerek kalmayan mücadeleler yaşıyoruz, ki bunlar pek fazla değil. Aniden bir düşman saldırabiliyor ve bu sırada ekrana gelen tuşlara basarak onu pataklayıp, etkisiz hale getirebiliyoruz.





Hem karada, hem havada

Blackburn'ün sorgu sırasında anlattıkları arasında uçsuz bucaksız arazilerde gerçekleştirilmiş bir tank görevi ve havada it dalaşına girdiğimiz uçak görevi bulunuyor. Tank görevindeyken hem aracı kullanabiliyor, hem de silahlarıyla düşmanlarımızı ortadan kaldırıyoruz. Bazen yaya olarak da ilerlediğimiz oluyor. Uçak görevinde ise, sadece silahlardan sorumlu pilot konumundayız. Önümüzde uçağı süren bir arkadaşımız var. Bizim amacımız ise, düşmanları tespit edip, ortadan kaldırmak. DICE, deyim yerindeyse uçağın etinden sütünden yararlanmış. Hem it dalaşına giriyor, hem havalanmak üzere olan düşman uçaklarını bombalıyor, hem de aşağıdaki düşman kamplarını ortadan kaldırmak için diğer arkadaşlarımıza talimatlar  veriyoruz.  Bu esnalarda bakış açıları ve kullandığımız ekipmanlar da değişiyor haliyle.

Hani yapay zeka?


Battlefield 3'te yapay zeka yok gibi bir şey arkadaşlar. Tamam, ortaya fütursuzca atlarsanız ölürsünüz, ama onun da olması gerekir zaten. Düşmanlarımız, siper arkasından saldırıyor, bizi kontrol ediyor, konumumuza göre yer değiştirmeye çalışıyorlar. Pek de başarılı oldukları söylenemez lakin. Bazen ekibimizin arasına dalıyor, bazen bizi görmüyorlar bile. Oyunlarda hazır scrpit sahnelerin kullanıldığını bilmeyen yoktur herhalde. Haliyle Battlefield 3'te de var ve bu sahnelerden birine denk gelmemle, açığını yakalamam bir oldu. Buna göre, eğer siz camdaki roketli adamı vurmazsanız, karşı tarafta yer alan duvardan, hatta aynı noktalardan düşmanlar gelmeye devam ediyor. Geliyor ve arabaların arkasına saklanmadan evvel ateş edip, sipere yatıyorlar. İşte ben de o sipere yattıkları yere gittim ve beklemeye başladım. Ne oldu biliyor musunuz? Adamlar geliyor, benim önümde karşıya ateş ediyor ve sipere yatıyor. Kısacası beni görmüyorlar. 

Yapımcılar, oraya geleceğimi düşünmedi herhalde. Ve siz, akşama kadar orada durup, gelen adamları vurmaya devam etseniz bile, yeni adamlar yine geliyor ve yine aynı yerde bekliyor. Bir diğer ilginçliği ise, tank bölümünde yaşadım. Savaş sırasında üzerinize bir tank geliyorsa, kaçarsınız değil mi? Onun yerine, karşı tarafa ateş etmeyi sürdürüp, tank yokmuş gibi davranmazsınız herhalde. Hele tank üzerinizden geçse ne olur? Mesela Battlefield 3'te tankla düşmanın üzerinden geçerseniz, hiçbir şey olmuyor. Gördüğümde gözlerime inanamadım. Bu tip teknik hatalar, yayımlanacak yamayla düzeltilecektir diye düşünüyorum. Yapay zeka konusuyla alakası var mı bilemedim, ama duvardan geçen bazı askerler gördüğümü de söylemeliyim. Hayır, Harry Potter'daki Dokuz Üç Çeyrek peronundan söz etmiyorum.

Görselliğe, seslere gel


Battlefield 3'ün kullandığı Frostbite 2.0 grafik motoru, bugüne kadar yapılmış en gerçekçi görsellere sahip savaş oyununu sunuyor bize. Karakterlerin tasarımları, harita tasarımları ve detayları çok iyi. Özellikle ışık-gölge ve ışığın kullanımı mükemmel olmuş. Az evvel de bahsettiğim gibi sadece görsel güzellik olarak değil, oyundaki ilerleyişinizde de etkisi oluyor ışığın.




Motion Capture tekniği kullanılarak hazırlanan karakter hareketleri çok akıcı, çok gerçekçi. Koşuşlar, düşüşler, kurşun isabetine göre verilen tepkiler çok güzel. Grafik motoruna entegre olarak gelen fizik motoru da işin tuzu biberi olmuş. Çevredeki hemen her yapı deforme olup, parçalanabiliyor. Bu da hem sizi, hem de düşmanlarınızı zor durumda bırakabiliyor. Büyük patlamaların ardından oluşan toz bulutları, ışığın yavaş yavaş toz bulutlarının arasından sıyrılmaya çalışması ve bu esnada görüş açınızın azalması sebebiyle düşmanların nereden saldırdığını bir süreliğine kestiremiyor oluşunuz çok iyi. 

Battlefield 3'ün sesleri de çok temiz ve net kaydedilmiş. Silah sesleri, ortam sesleri, karakterler arasındaki diyalogların seslendirmeleri gayet temiz ve kaliteli yapılmış. Bir patlama olduğunda o tok sesi duyabiliyorsunuz. Size biri ateş ettiğinde merminin ne taraftan geldiğini anlayabiliyorsunuz. Koşarken, hatta yürürken bile ayak seslerini duyabiliyor, tehlikenin yaklaştığını veya uzaklaştığını kestirebiliyorsunuz. Müzik konusunda ise, yavan davranılmış. Akılda kalıcı olarak nadir de olsa birkaç bölümde Battlefield'ın efsanevi tema müziğinin yeni versiyonunu duyuyorsunuz az bir süre.

Yolun sonu

Sonuca gelecek olursak Battlefield 3, tek kişilik senaryo modunda size heyecanlı görevler sunuyor. Özellikle görsel ve işitsel yönlerden bir başyapıt! Ancak senaryo detaylarının klişe olmasından, yapay zeka sorunlarından ve bazı teknik hatalardan ötürü sıkıntılar yaşayabiliyorsunuz. Yine de yayımlanacak yamayla daha stabil bir hale gelecektir. Oyunu beğendiğimi söyleyebilirim, ancak yayımlanan videolar ve açıklanan detayların ardından gelmesi gereken oyun, bu oyun mu şüpheliyim doğrusu. Bu anlamda biraz hayal kırıklığı yaşadım. Eğer beklentilerinizi çok yüksek tuttuysanız, size de ters tepki yapabilir Battlefield 3.

Battlefield 3'ün multiplayer oynanışıyla ilgili inceleme yazımızı da önümüzdeki günlerde sitemizde bulabilirsiniz. İyi oyunlar!

Minimum sistem gereksinimleri:
  •  İşletim sistemi: Windows Vista - Service Pack 2 - 32 Bit
  •  İşlemci: 2 GHz Core 2 Duo 2.4 GHz ya da AMD X2 2.7 GHz
  •  RAM: 2 GB
  •  Boş disk alanı: 20 GB
  •  AMD ekran kartı: DirectX 10.1 destekli 512 MB hafızaya sahip Ati Radeon 3000, 4000, 5000 ya da 6000 serisi ekran kartları ile Radeon 3870 ya da daha yüksek performanslı bir kart
  •  Nvidia ekran kartı: DirectX 10 destekli 512 MB hafızaya sahip Nvidia GeForce 8, 9, 200, 300 ya da 500 serisi ekran kartları ile Nvidia GeForce 8800 GT ya da daha iyi performanslı bir kart
Tavsiye edilen PC sistem gereksinimleri:
  • İşletim sistemi: Windows 7 - 64 Bit
  • İşlemci: Quad-Core Cpu
  • RAM: 4 GB
  • Boş disk alanı: 20 GB
  • Ekran kartı: DirectX 11 destekli 1024 MB hafızaya sahip Nvidia GTX 560 ya da Ati Radeon 6950

Etiketler: , , , , , ,

-Mass Effect 3

0 yorum


İnsanoğlu teknolojik olarak gelişmiş ve uzaya açılmıştı. Diğer ırklar ile diplomatik ilişkiler kurmuştu. Her şey görünüşte iyi gitse de, ortalıkta ve tüm ırklar arasında bir söylenti dolanmaktaydı. Bu söylentiye göre Reaper adında çok güçlü bir makine ırkı vardı ve uzun zaman önce canlı organizmaları yok etmek için Reaper’lar harekete geçmişti. Ama bir şekilde durdurulmuşlardı. Mass Effect 1 işte bu noktada başlıyordu. Reaper ırkının yeniden dönmesi ve canlı organizmaları tekrardan tehdit etmesi üzerine, perde arkasında birçok dönen oyun vardı. Komutan Shepard bu işin peşine dönünce, hatta ilk insan Spectre olmuş ve oyun sonunda Reaper ortaya çıkmıştı. Özellikle diplomatik engeller çıldırtan cinstendi. Son kısımda Citadel’daki o savaşı unutmak kolay olmamalı. 

İkinci yapımın açılışı birçok yapıma ders olacak nitelikte. 2183’teyiz, gemimiz saldırıya uğramış durumda. Ancak Joker bir türlü gemiyi terk etmek istemiyor, onu kurtarmaya çalışırken gerçekleşen büyük patlama ile Shepard gezegenin atmosferine doğru savruluyordu. Böylesi bir açılışla birlikte daha ilk dakikadan itibaren oyun senaryodaki heyecanı tavana fırlatmıştı. Bu olayın 2 sene sonrasında aslında Shepard halen yaşıyor ve ortalık daha karışmış durumda. Ekibimize Yvonne Strahovski’nin modellemesi ve sesiyle hayat verdiği güzeller güzeli Miranda Lawson da katılmıştı. Aslında Miranda iOS’a çıkan Mass Effect Galaxy’de ortaya çıkmıştı. Mobil oyunda yaşanan bazı ara olaylar Mass Effect 2 ile bağlantılıydı. 

ME2’de tehdit kendini göstermiş, ortalık karışmış duruma geldi. Sonuç olarak Shepard duruma yeniden el attı, ama bu sefer sıra Dünya’ya gelmiş ve Mass Effect 3 işte bu noktada başlıyor.

Bir uzay operası

PC, PS3 veya Xbox 360 oyuncusu olun, Mass Effect’in ilk iki oyununu tecrübe etmediyseniz bir oyuncu olarak eksiksiniz demektir. BioWare’in aksiyon/RPG dünyasına büyük bir katkısı olan Mass Effect, oyun endüstrisinin de son dönemde piyasaya sunduğu en başarılı serilerinden. Mass Effect 3’le birlikte seri, standartlarının en üst noktasına ulaşmış gibi görünüyor.


İlk insan Spectre olan Kumandan Shepard, Mass Effect 3’te yine başkahramanımız. Bu seferki görevi ise daha öncekilerden büyük ve çok önemli: Galaksinin tüm organik yaşamını kurtarmak. 50 bin yıldan sonra geri dönen Reaper’lar, galaksideki tüm organik yaşamı yok etmek için büyük bir saldırı başlatıyor. Mass Effect 3’ün başında da bu saldırıdan kendi payına düşen Dünya’yı görüyoruz. Shepard ve müttefikleri, Reaper’larla mücadele etmek için yeterli değiller, bu yüzden toplayabildiğiniz kadar fazla müttefik toplamalı ve galaksiyi tehdit eden bu düşmana karşı tek bir vücut olup karşı koyabilmemiz gerekiyor.

Ancak müttefik toplamak, halihazırda kendi içlerinde düşmanlıklar yaşayan ırklar arasında oldukça zor. Örneğin Krogan ırkı, Salarian ve Turian’lardan nefret ediyor. Her ırkın gönlünü almak için onlara bazı jestler yapmanız gerekiyor. Bunlar da genellikle görevler olarak karşımıza çıkıyor. Bir yerden sonra “Galaksi elden gidiyor, ben neyle uğraşıyorum?” sorusunu soruyoruz ister istemez. Ancak galaksinin kurtulmasının da barışı sağlayıp toplu halde Reaper’lara karşı koymakla sağlanabileceği gerçeği bizi amacımıza doğru giden yoldan saptırmıyor. Mass Effect 3’ün ana amacını da bu oluşturuyor zaten. Diplomasi, diplomasi ve diplomasi.


Serinin önceki oyunlarında olduğu gibi Shepard’ın diyaloglardaki seçimleri kaderinizi de belirliyor. Ancak Shepard’ın kaderi, galaksinin de kaderi olduğu için bu sefer verdiğimiz kararlar, direkt olarak oyunun sonunu da etkiliyor. Ayrıca oyunda ne kadar çok kişiyle ne kadar çok dialoğa geçerseniz, Mass Effect 3’ten daha fazla hikaye çıkarabiliyorsunuz. Bununla birlikte çoğu kişiyle konuşmanız size ekstra görevler olarak da geri dönüyor.

Gel Shepard, git Shepard

Bu görevlerin ana amacı, galaksinin bütününde Reaper’lara karşı oluşturulacak gücün belli bir yüzdeyi aşması.  Yani her ırk için yaptığınız görevlerle kazandığınız destek belli bir yüzdeyi geçince, Reaper’lara karşı koyabilecek düzeye geliyorsunuz. Tabi bu yüzde de oyunun sonuna belli bir oranda etki ediyor.




Mass Effect 3, daha önce Mass Effect 2’de olduğu gibi önceki oyunlardaki kayıtlı karakterlerimizi ME3’e aktarmamıza izin veriyor.  Tabi burada yeni bir karakter yaratırken de sizden çeşitli seçenekleri seçmeniz isteniyor. Bunlar da oyunun sonuna etki ediyor. Ancak yine de önceki oyunları oynayanların karakterlerini taşımaları, daha fazla zevk almalarını sağlayacaktır. Her iki tür oyuncu için Mass Effect 3, ME2’ye orijinal oyundan daha çok benziyor. İkinci oyunun seride yaptığı büyük değişiklikleri yanına alan Mass Effect 3, bunların üzerine küçük şeyler koyuyor. Bazı şeyleri de siliyor. Bunun nedeni, Mass Effect 3’te, ana hikayenin çok önemli olması ve ön plana çıkarılması gerekliliği. Herhalde galaksiyi kurtarma çabasındayken, gezegenlerden mineral toplamak gibi gereksiz bir işle uğraşmazsınız. İşte Mass Effect 3, bunun gibi gereksizlikleri oyundan çıkarıyor ve hikayeye daha çok odaklanıyor. 


Zaten baştan seçebileceğiniz gibi oyunu ister saf aksiyon, ister sadece hikaye odaklı şekilde oynayabiliyorsunuz. Tabi ki önceki oyunların aksiyon/RPG tarzı da seçilebiliyor. Galaksiyi kurtarma görevimizde yardımcı olan takım arkadaşlarımızdan bazıları önceki oyunlardan hatırlayacağımız isimler. Bunların yanında ekibe yeni katılanlar da mevcut. Her birinin kendine göre farklı özellikleri bulunuyor. Bazısı silah, bazısı biyotik özellikleriyle ön plana çıkıyor. Mass Effect 3’te seviye sınırımız 60. Ancak büyük ihtimalle oyunu bitirdikten sonra tekrar oynamadan bu seviye sınırına ulaşmanız pek mümkün görünmüyor. Bu yüzden BioWare oyuna “New Game+” diye bir mod da eklemiş.

Dopingli aksiyon

Mass Effect 3’te saklanıp ateş etme havası, aynen korunmuş. Ancak artık Shepard’ı boşluklardan atlatabiliyor, oradan oraya yuvarlayabiliyoruz. Böylece Aksiyon/RPG özelliğindeki “Aksiyon” kısmı biraz daha dopinglenmiş görünüyor. Bu bazı hardcore RPG fanlarını üzebilir ancak güzel bir özellik. Bölümlerin de daha aksiyonvari olması, ikinci oyundan bir farklılık olarak göze çarpıyor. İşin içine bir de yapay zeka kontrollü takım arkadaşlarınız girince, kafanızı tamamen Shepard’a verebiliyorsunuz. Tabi isterseniz onları da kendi isteğiniz doğrultusunda yönlendirebilirsiniz.

BioWare, çoklu oyuncu moduna odaklanmadığı için pek fazla bir şey ummamalısınız. Zaten BioWare’den de bu konuda pek bir beklenti yoktu. Tek kişilik moddan alınan 6 farklı bölümde geçen çoklu oyuncu modu, tek kişilik moddaki düşmanlarımızı da bize rakip olarak sunuyor. Genel olarak gerekli bir mod değil çoklu oyuncu. Ancak tek kişilik moddan biraz olsun farklı bir tad istediğinizde karşınıza sunulan bir seçenek.

Gelelim Mass Effect 3’ün teknik yanlarına. Görsel olarak Mass Effect 3’ün ikinci oyundan çok büyük değişiklikleri yok. Tabi ki bazı küçük geliştirme ve iyileştirmeler bulunuyor. Çevre tasarımları daha etkileyici. Bunda hikayenin aldığı yönün de tabi ki büyük bir etkisi var. Bazı kaplama sorunları ve kare atlamalar olsa da bunlar oynanışı etkileyecek kadar problem yaratmıyor.

Sesler konusunda söylenecek pek söz yok. BioWare’in dialoglar konusundaki tecrübesi, Mass Effect 3’te de karşımıza çıkıyor. Özellikle üçüncü oyun, müzikleriyle de ön plana çıkan bir yapım olmuş. Gerektiği zaman dramatik, aksiyon dolu, romantik ve epik bir hal alan çeşitli müzikler Mass Effect 3’te yeralıyor. Zaten oyun için genellikle Star Wars ve Star Trek gibi yapımları nitelendirirken kullanılan “Space Opera” terimi, sıkça kullanılır hale geldi. Mass Effect 3, “Space Opera” terimini tam anlamıyla hakediyor.




Mass Effect 3’le ilgili incelemelerin birinde “2012’nin Uncharted 3’ü” cümlesini duymuştum. Oyunu oynadıktan sonra bu cümleye katılmadığıma karar verdim. Çünkü Mass Effect 3, Uncharted 3’ten daha geniş, daha epik ve daha detaylı. Konsollara özel bir seri olmamasıyla da bu başarısını satış anlamında da sağlayacağına eminim. Bence elinizde hangi platform olursa olsun, kesinlikle bir yerlerden Mass Effect 3’ü bulun ve galaksinin uçsuz bucaksız genişliğine kendinizi bırakın.

Minimum Sistem Gereksinimleri
  •  
  • CPU - 1.8 GHz Intel Core 2 Duo veya eşdeğer AMD
  • RAM - XP için 1GB / Vista - Win7 için 2GB
  • Hard Disk - 15GB+
  • Ekran Kartı - Pixel Shader 3.0 destekli 256 MB ekran kartı
Önerilen Sistem Gereksinimleri
  •  
  • CPU - 2.4 GHz Intel Core 2 Duo veya eşdeğer AMD
  • RAM - XP için 2GB / Vista - Win7 için 4GB
  • Hard Disk - 15GB+
  • Ekran Kartı - ATI Radeon HD 4850 512 MB+ /  Nvidia GeForce 9800GT 512MB+